İnsan İnsanla Yaşar

İnsan bir şeye ihtiyacı olduğu anda ilk önce ailesine koşarmış. Bazen maddi destek, bazen sevildiğini hissetmek, bazen de sadece yalnız olmadığımızı hissetmek için ailemize sığınırız, en yakınımızda olan ve bize güven veren ailelerimize. Peki ya ailemin, yakınlarımın hepsi benimle aynı durumda, belki de daha da kötü durumdaysa? Memleketim yıkılmış, çocukluğum yok olmuş, bütün yakınlarım yıkık bir şehirde kalmışsa?

Evi Ev Yapanlar

Depremin olduğu ilk günden beri içime oturan acı nedeniyle donup katılaşmış buzdan bir su birikintisi gibi hissediyorum kendimi. Tekrar eriyip sıvılaşmam için güneşe ihtiyacım var. Güneş gökyüzünü kaplayan bulutların arkasında küskün, belki de kırgın göstermiyor kendini. Oysa birkaç kar fotoğrafına eşlik eden şiir, belki bir şarkı paylaşıp hayatın günlük rutinine tekrar geri dönecektik.

Zengin Öğrenme Ortamları Tasarlamak Nedir, Ne Değildir ?

Zengin öğrenme ortamları denilince yoğun teknoloji kullanımı, her şeyi “eğlenceli” oyunlar haline getirmek, kartonlara boğulmuş sınıflar geliyordu aklıma. Derslerimde oyunlara yer vererek “eğlenceli ve öğretici” bir matematik dersi yaptığımı sanıyordum. Evet, matematik dersinde su dolu balonlar patlatmak, birbirini kovalamak, kahkahalar atmak, bahçeye çıkmak şüphesiz eğlenceliydi. Fakat öğrenme-öğretme süreçlerini kapsamayan, yani özünde istenilen bilgi ve beceriyi kazandırma amacına hizmet etmeyen, bu oyunlar kesinlikle öğretici değildi.