Sınıfta Yeni Akıl: Yapay Zekâ ile Düşünme, Yaratıcılık ve Öğrenme Panelinden Notlar

FAVORİLERE EKLE
EKLENDİ
27.07.2026

Yapay zekâ artık yalnızca teknoloji dünyasının değil; eğitimden sanata, araştırmadan gündelik yaşama kadar pek çok alanda düşünme biçimlerimizi yeniden şekillendiren güçlü bir dönüşüm alanı. Özellikle eğitimdeki bu dönüşüm, sınıflara sadece yeni dijital araçların girmesi anlamına gelmiyor. Öğrenmenin nasıl gerçekleştiği, öğretmenin rolünün nasıl değiştiği ve öğrencilerin bilgiyle nasıl bir ilişki kurduğu gibi temel soruları da beraberinde getiriyor.

Bugün eğitimcilerin önündeki en kritik soru şu: Yapay zekâyı bir "cevap makinesi" olarak mı göreceğiz, yoksa düşünmeyi derinleştiren bir "bilişsel ortak" olarak mı konumlandıracağız? Bu ayrım, eğitim politikalarından sınıf içi uygulamalara kadar her şeyi belirleyecek güçte.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (SEÇBİR), InCommon ve Öğretmen Ağı işbirliği ile 2 Mayıs 2026 Cumartesi günü “Yapay Zekâ ile Birlikte Düşünme: Öğretme-Öğrenme Kesişiminde Bilişsel Ortaklık” başlıklı sempozyumu düzenledik. Yapay zekânın eğitimdeki yerini pedagojik, etik ve epistemolojik boyutlarıyla ele almayı amaçladığımız bu etkinlikte, “Sınıftaki Yeni 'Akıl': Yapay Zekâ ile Düşünme, Yaratıcılık ve Öğrenme” başlıklı bir panel ve dinamik atölyeler gerçekleştirdik. Bu yazıda, panelde öne çıkan, zihin açıcı tartışmaları ve konuşmacılarımızın notlarını paylaşıma açıyoruz.

Panel: Sınıftaki Yeni “Akıl”: Yapay Zekâ ile Düşünme, Yaratıcılık ve Öğrenme

Moderatör: Suat Kardaş (InCommon)

Konuşmacılar:

  • Cansu Yalçıner (Zemberek Teknoloji Sanat ve Öğrenme Derneği)
  • Prof. Dr. Selçuk Artut (Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı Programı)
  • Doç. Dr. Şebnem Özdemir (İstinye Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü)

Moderatör Suat Kardaş, paneli Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu’na atıfta bulunarak açtı. Raporda yapay zekâya dair dezenformasyondan çevresel maliyetlere kadar pek çok kaygıya dikkat çekildiğini belirten Kardaş, bizi meseleye biraz daha umutlu ve olumlu bir taraftan bakmaya davet etti. Yapay zekânın artık sınıflarda öğretmenlerle birlikte hareket eden bir “akıl” olduğunu vurgulayarak panelistlere şu soruları yöneltti: Sınıfta ondan nasıl yararlanacağız? Bu akılla nasıl bir bilişsel ortaklık kurabiliriz? Kendi çalışma alanlarınızda neler değişiyor; bu değişimlerin hangileri fırsat, hangileri kaygı kaynağı?

Yapay zekâya bakışımız, ondan ne beklediğimizi belirliyor

Panelin ilk turunda konuşmacılar, kendi disiplinlerinden hareketle yapay zekâya yaklaşımlarını paylaştılar.

Yapay zekâyı nasıl konumlandırıyoruz?

Disketlerin döneminden beri yapay zekâ üzerine çalışan ve bu süreçte tek bir sektörle sınırlı kalmadığını belirten Şebnem Özdemir, yapay zekâya bakış açımızın son derece kritik olduğunu vurguladı. Yapay zekânın basit bir teknolojik araç değil, "zeki bir varlık" olduğunu ileri süren Özdemir, onu ilginç bir benzetmeyle tanımladı: "Yapay zekâ, insanın yeni çocuğu gibi. Ancak bu çocuğun ebeveynleri başka topraklar. Bize yabancı gelse de, bizi kaygılandırsa da her varlık gibi kendine özgü özellikler taşıyor."

Yapay zekânın yaratıcılık sınırı
Selçuk Artut ise yapay zekânın sanıldığı kadar "zeki" olmadığını, çünkü en büyük tıkanıklığı yaratıcılık alanında yaşadığını iddia etti. Basit şeyleri hazırlama ve temel düşünceleri sunma konusunda yapay zekânın çok ciddi zaman kazandırdığını belirten Artut, iş yaratıcılığa geldiğinde sistemin duvara tosladığını söyledi. Bu durumu müzik üzerinden örneklendirdi: "Yapay zekâ sıradan olandan çok uzaklaşmadan bir asansör müziği sunabilir ama bir senfoni üretemez."2014 yılında yayınladığı Teknoloji İnsan Birlikteliği kitabında teknolojiyi “materyalitenin ruhu” olarak tarif ettiğini hatırlatan Artut, o ruhun yapay zekâ ile birlikte biraz daha canlanmaya başladığını felsefi bir perspektifle dile getirdi.

Yapay zekâ, düşünmeyi derinleştiren bir eşlikçi olabilir mi?

Öğretmenlerin çocuklarla dijital okuryazarlık üzerine nasıl çalışabileceğini tasarlayan Cansu Yalçıner ise yapay zekâyla birlikte düşünmenin zihni derinleştiren bir tarafı olduğunu belirtti. Konuya ilişkin her şeyi bilen ve onunla konuşurken derinlere inmenizi sağlayan bir "eşlikçi" deneyiminin umut verici olduğunu söyleyen Yalçıner, madalyonun diğer yüzüne de dikkat çekti: Çocuklar yapay zekâ yoluyla edindikleri bilgiye koşulsuz güvenebiliyor. Bu nedenle çocuklarla "sorgulama" üzerine çalışmanın önemi her zamankinden daha fazla.

Geleceğin becerileri gerçekten değişiyor mu?

İkinci bölümde tartışma, uluslararası kuruluşların (OECD, UNESCO, WEF) vurguladığı "geleceğin becerileri" tanımına kaydı. Yapay zekâ pek çok görevi devralacaksa, insan hangi yetkinliklerini geliştirmeli?

Yaratıcılık neden daha da önem kazanıyor?

Selçuk Artut, yaratıcılığın Dünya Ekonomik Forumu raporlarında 2014 yılında 9. sıradayken, 2020'de 3. sıraya yükseldiğine işaret etti. Yaratıcılığın sadece sanatçıların değil, eğitimcilerin de ihtiyacı olduğunu belirten Artut; sınıfta eğitim ortamı kurgularken, iyi bir yemek yaparken ya da düşmekte olan bir uçaktan kurtuluş yolu ararken yaratıcı fikirlere ihtiyaç duyulduğunu anlattı.

Ancak Artut'a göre yaratıcılığı geliştirmek için "sindirilmiş bilgiye" ve bunun için de zamana ihtiyaç var: "Zamanı yavaşlatmak zorundayız. Yapay zekâ insanın zekâ melekelerinin çok ötesinde bir tempoyla ilerliyor; dengeyi sağlamak için yavaşlamaya ihtiyacımız var." Süreci tamamen yapay zekâya emanet etmenin ciddi riskler barındırdığını, sorgulayıcı konumumuzu asla bırakmamamız gerektiğini ekledi.

Zihinsel süreçleri beslemek neden önemli?

Şebnem Özdemir ise temel ilkenin zihinsel süreçleri beslemek olduğunu hatırlattı. İnsan beynindeki nöronlar arasında bağ kuruldukça yeni yollar açıldığını belirten Özdemir, biz beyni besledikçe ve ortaya çıkan çıktı arttıkça, yapay zekânın da o işi yapabilir hale geleceğini söyledi. Medeniyetin bir kırılma noktasında olduğunu ve insanı bugüne getiren değişim yolculuğunun durmaması gerektiğini savunarak, öğrencilere şu kabiliyeti kazandırmanın önemine değindi: "Kendini aşabilme ve ne olursa olsun, bir şeyi bir daha yıkıp bir daha yapabilme kabiliyeti."

Yapay zekâ öğrenmeyi güçlendiriyor mu, zayıflatıyor mu?

MIT araştırması bize ne söylüyor?

Cansu Yalçıner, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) yürütülen çok çarpıcı bir araştırmayı paylaştı:

Araştırmada katılımcılardan bir konuda yalnızca yapay zekâ kullanarak araştırma yapmaları ve yazı yazmaları isteniyor. Sonuçta, büyük bir çoğunluğun çok kısa bir süre sonra yazdıklarından tek bir cümle bile hatırlamadığı görülüyor. Kitaplardan araştırma yapıp kendi zihninden yazanlar ise konuyu çok daha iyi özümsüyor. Ancak araştırmanın asıl can alıcı ikinci aşaması şu: Konu üzerine önce kendisi düşünüp yazan bu kişilere daha sonra yapay zekâ kullandırıldığında, beyin aktivitelerinin hızlandığı ve çok daha güçlü bilişsel bağlantılar kurdukları anlaşılıyor. Yani; hiç üzerine düşünülmeyen bir konuda yapay zekâ kullanıldığında öğrenme gerçekleşmiyor, aksine insanı sığlaştırıyor. Ancak önce zihinsel emek verilip ardından yapay zekâya başvurulduğunda öğrenme muazzam derecede güçleniyor.

Yalçıner, çocukların çözemedikleri problemleri hemen yapay zekâya sorma ve hızlıca sonuca ulaşma eğiliminde olduğunu belirtti. Bu sonuç odaklı anlayıştan kaçınmak için çocukları önce düşünmeye, yazmaya, çizmeye teşvik etmek, yapay zekâyı ise sonraki aşamaya dahil etmek gerekiyor. Ayrıca önemli bir şerh düştü: "Yapay zekâ bir tahmin makinesidir; şu ana kadar biriken verilerden tahminlerde bulunur, bu yüzden bizi hep ortalama bir seviyede tutar."*

Bilişsel yabancılaşma ve hazzın kaybı

Selçuk Artut, tartışmaya felsefi ve sosyolojik bir derinlik kazandırarak "aptallaşma" kaygısının ötesinde bir tehlikeye işaret etti: Haz noksanlığı ve bilişsel yabancılaşma.

Bernard Stiegler’in, üretim sürecinin hazzından koparılan işçi sınıfı için kullandığı “bilişsel proletarya” kavramına atıfta bulunan Artut, yapay zekânın insanları kendi emekleriyle bilgiyi ürettikleri ve sindirdikleri o fikirsel süreçten alıkoyduğunu savudu. Bu durum hem düşünsel yetileri zayıflatıyor hem de üretmenin verdiği o eşsiz haz duygusunu yok ediyor. Artut, bunun kitlesel bir toplumsal mutsuzluğa dönüşebileceği uyarısında bulundu.

Öte yandan, eğitimin bu mutsuzluğu tersine çevirebilecek güçte olduğunu da ekledi. Eğitimin kişiye özel hale geldiği bu çağda öğretmenlerin rolü; doğru cevapları hemen vermek değil, hatta bazen bilerek yanlış cevaplar vererek öğrencilerin bilgiyi kendilerinin keşfetmesini sağlamak olmalı. Tabii bu da ciddi bir zaman ve sabır gerektiriyor.

İnsan ve yapay zekâ iş birliği: İnsan nerede konumlanacak?

Panelin üçüncü turunda Suat Kardaş’ın sorusuyla geleceğe odaklanıldı: Bu iş birliği nereye evrilecek, insan nerede duracak?

Önce düşünme, sonra yapay zekâ

Şebnem Özdemir, rutin ve verisi biriken işlerin bir gün mutlaka tamamen makinelere devredileceğini söyledi. Bu yüzden çocuklara artık ham bilgi öğretmeye gerek olmadığını belirten Özdemir, asıl yapılması gerekeni şöyle özetledi: "Çocukları yapay zekâyla yan yana getirmeden önce onlara düşünme, araştırma, sorgulama, başarısız olma, yeniden deneme döngülerini deneyimletmeliyiz. Okuryazarlık becerisi yüksek, kitap okuma alışkanlığı olan çocuklar bu yeni çağda çok daha avantajlı olacak."

Özdemir ayrıca popüler bir yanılgıyı da düzeltti: Komut (prompt) yazma devrinin sonuna geliyoruz. Esas ihtiyaç, yapay zekânın çıkardığı sonucun doğruluğunu ve güncelliğini denetleyebilecek "alan uzmanları". Özdemir, makineyle çalışırken "Sandviç Yöntemi"ni öneriyor: İnsan bir fikir ortaya koyar, makineyle onu bir noktaya getirir ama son dokunuşu ve düzenlemeyi yine insan yapar. Ayrıca Agentic AI (Aracıl Yapay Zekâ) sayesinde makinelerin halüsinasyon görmesinin engellenebileceğini, eğitimcilerin bizzat seçip yüklediği güvenli kaynaklarla beslenen sınırlandırılmış sistemlerin çocukların gelişimine büyük destek sağlayacağını belirtti.

Öğrencinin ilgi alanını keşfetmek neden önemli?

Selçuk Artut eğitime idealist bir yerden yaklaştığını söyleyerek, asıl meselenin çocukların hayatları boyunca peşinden koşmaktan mutlu olacakları o "içsel ilgi alanını" keşfetmek olduğunu vurguladı. Eğer insan kendi özgün alanını bulamazsa, ürettiği işler sığlaşacak ve yapay zekâ rutin prosedürleri zaten yapabildiği için bu insanlar toplumun dışında, atıl kalacak.

Artut, bu durumu engellemek için öğrencileriyle yaptığı somut bir ders uygulamasını paylaştı: Yapay Zekâ ve Yaratıcılık dersi kapsamında öğrencilerinden bir mimarlık dergisi kapağı için "yapay zekâ fotoğrafçılığı" yapmalarını istiyor. Ancak çalışmanın çerçevesine sert bir kural koyuyor: Fotoğraf mutlaka “modern brütalist mimari” örneği bir villa içermeli. Tasarımı yapacak öğrenci eğer brütalist mimarinin ne olduğunu, felsefesini bilmiyorsa yapay zekâdan ancak ortalama ve sığ işler alabiliyor. Öğrencinin önüne böyle entelektüel bir amaç koymak, onun önce konuyu öğrenmesini ve derinleşmesini zorunlu kılıyor. Artut, sınıfta bazen kendisi yokken bile öğrencilerin tartışmaya ve düşünmeye devam ettiğini, gerçek öğrenmenin tam da o anlarda gerçekleştiğini ekledi.

Yapay zekâ tarafsız mı? Etik ve tercihler

Panelin son bölümünde yapay zekânın teknik kapasitesinden ziyade etik boyutu, önyargıları ve çevresel etkileri masaya yatırıldı.

Yapay zekânın önyargıları

Cansu Yalçıner, insanların önyargıları olduğu gibi, dijitalleşmiş insan bilgisiyle beslenen bu araçların da ciddi önyargılar taşıdığına dikkat çekti. Hem metinlerde hem de görsellerde karşımıza çıkan bu ayrımcılığın farkında olmanın tek yolu eleştirel bakış açısı.

Toplumsal cinsiyet önyargısı örneği

Şebnem Özdemir bu durumu kendi yaşadığı çarpıcı bir örnekle somutlaştırdı: 2016 yılından beri OpenAI’ın özel modellerini kullanmasına ve sistemin kendisi hakkında muazzam bilgiye sahip olmasına rağmen, yapay zekâ Özdemir’i ısrarla bir "erkek" olarak resmediyor. Nedeni sorulduğunda ise yapay zekânın cevabı gecikmiyor: "Senin yaptığın akademik ve teknik işi bir erkeğin yapması gerektiğini düşünüyorum." Bu örnek, yapay zekânın toplumsal cinsiyet kalıplarını ve önyargıları nasıl aynen yeniden ürettiğini açıkça ortaya koyuyor.

Yapay zekânın yaratıcılık sınırı

Selçuk Artut ise yapay zekâ modeli seçmenin bile aslında etik bir tercih olduğunu vurguladı. Claude AI’ın geliştiricisi Anthropic şirketinin, yapay zekânın askeri operasyonlarda kullanılmasını kısıtlayan etik kurallar koyduğunu, ancak bu boşluğu hemen OpenAI’ın doldurduğunu hatırlatan Artut, sırf bu yüzden kendisinin ChatGPT ile vedalaşmak üzere olduğunu belirtti. Ayrıca büyük bir enerji krizinin kapıda olduğunu hatırlatarak, "Her şeyi yapay zekâya sorma konusunda da bir dijital terbiyeye ihtiyacımız var" dedi. Artut son olarak, kriz anlarında ipleri elinde tutabilmek için kullanıcıların ufak seviyede de olsa programlama mantığına ve teknolojinin arkasındaki üretim süreçlerine dair fikir sahibi olması gerektiğinin altını çizdi.

Sonuç: Düşünmenin alternatifi değil, ortağı

Panel boyunca paylaşılan görüşler, yapay zekâya karşı körü körüne bir iyimserlik ya da mutlak bir karamsarlık sunmuyor. Aksine; yapay zekâ öğrencinin yerine düşünen bir sistem haline geldiğinde öğrenmeyi yok ediyor; ancak öğrenci önce kendi zihinsel çabasını harcayıp ardından ona başvurduğunda süreci derinleştiren muazzam bir "bilişsel ortak" oluyor. Temel kural net: Yapay zekâ öğrenmenin başlangıç noktası değil, düşünme sürecinin bir parçası olmalı.

Bu harika panele katkıları için tüm konuşmacılarımıza ve moderatörümüze teşekkür ederiz. Sempozyumun ardından Öğretmen Ağı Değişim Elçisi Okan Aksoy’un kaleme aldığı “Eğitimde Bilişsel Ortaklığın Yeni Ufukları: Yapay Zekâ ile Birlikte Düşünme Sempozyumu” başlıklı yazıyı da konuyu daha da derinleştirmek isteyen okurlarımıza özellikle tavsiye ediyoruz.

Panelden Akılda Kalanlar:

  • Yapay zekâ rutin işleri hızlandırsa da, insanı fikirsel üretimin dışına iterek bir "haz noksanlığı" ve yabancılaşma yaratma riski taşıyor.
  • Yapay zekâ verileri tarafsız değildir; önyargı ve hata barındırır. Bu yüzden "alan uzmanlığı" ve eleştirel denetim hayati önemde.
  • Gerçek bir öğrenme için öğrenci önce kendi zihnini çalıştırmalı, araştırmalı ve sorgulamalı; yapay zekâyı sürece daha sonra dahil etmelidir (Sandviç Yöntemi).
  • Eğitimcilerin yeni görevi, öğrencilerin içlerindeki özgün ilgi alanlarını keşfetmelerine rehberlik etmek ve yapay zekâyı bu derinleşme yolculuğunda bir araç kılmak.
  • Hangi yapay zekâ modelini, ne kadar enerji tüketerek kullandığımız pedagojik olduğu kadar etik bir sorumluluktur.
Melisa Soran
Uzman, SEÇBİR

FAVORİLERE EKLE
EKLENDİ