Esra Ercan Bilgiç* ile buluşmadan notlar-
SEÇBİR ve Öğretmen Ağı olarak günümüz sorunlarını ve bu sorunların eğitime olan yansımalarını disiplinlerarası bir bakış açısı ile ele aldığımız Akademi Buluşmaları’nın 2025-2026 eğitim yılı bahar dönemi buluşmalarında hızlı dijitalleşmeyle birlikte karşı karşıya kaldığımız sorunları hak temelli ve kapsayıcı bir perspektifle nasıl ele alabileceğimize odaklandık. Dönemin ilk buluşmasında 9 Mart 2026 Pazartesi günü Esra Ercan Bilgiç ile bir araya geldik. Son yıllarda dijital dünyanın çocukluk deneyimi üzerindeki etkisini, sosyal medya yasaklarını ve çocuk haklarını korumak üzere sınıfta ve okulda dijital okuryazarlık temelli, güçlendirici bir yaklaşımın nasıl inşa edilebileceğini tartışmaya açtık.
Esra Ercan Bilgiç konuşmasına çocukların zihinsel iyi olma hâlini destekleyen en önemli unsurun yetişkin gözetimi olmadan kuralsız serbest oyun oynamak olduğuna ve şimdiki çocukların bu şekilde zaman geçirmeye özellikle kentlerde imkân bulamadıklarına dikkatimizi çekerek başlıyor. Şimdiki çocukların oyunlarını dijital alanda oynadıklarını söylüyor. Güzel zaman geçirmenin, eğlenmenin de bir hak olduğunu hatırlatarak, çocukların bu haklarını dijital ortamda gerçekleştirebildiklerini dijital medyaya erişimleri olmazsa çocukların daha da yalıtılmış olacaklarına işaret ediyor. Ancak medyanın dijital ayak iziyle devamlı iz bırakılan ve bu izlerin teknoloji şirketlerinin veri setlerine kayıt olduğu bir ortam olduğunu da ekliyor.
Dijital medya ve çocuk tartışmalarında hep tehlike ve risklerin öne çıkarıldığını, fakat Birleşmiş Milletler Dijital Dünyada Çocuk Hakları Çerçevesi’nde belirtildiği üzere çocukları risklerden korurken çocukların hak ve fırsatlardan yararlanmalarını sağlamakla da yükümlü olduğumuzu hatırlatıyor. Bu sorumluluğun öncelikle hükümetlerde, sonra sırasıyla teknoloji şirketlerinde, ebeveynlerde, öğretmenlerde, sivil toplumda ve en son çocukların kendisinde olduğunu anlatıyor. Sorumluluğun hep önce ailelere sonra da öğretmenlere yüklendiğine işaret ediyor. Buna itiraz etmeye davet ediyor bizleri. Hükümetlerin regülasyonlar çıkarmaları ve teknoloji şirketlerinin de etik sorumlulukla ve sadece kâr amacı gütmeden hareket etmeleri gerektiğine dikkatimizi çekiyor. Teknoloji şirketlerini çocukların güvende olduğu, verilerinin sömürülmediği ve ilgi alanlarına yönelik içerikler bulabildiği özel tasarımlar yapmaya zorlamak gerektiğini belirtiyor.
Son zamanlarda hükümetlerin teknoloji şirketlerini regülasyon yapmaya davet eden adımlar atmaya başladıklarını, ancak bu yaptırımların teknoloji şirketlerini yeni düzenlemeler yapmaya zorlayan nitelikten uzak kalınca sonucun pek de değişmediğini söylüyor. 15-16 yaş altına sosyal medya yasağı gibi kısıtlamaların geldiği ülkelerde çocuklarla yapılan röportajların ortaya koyduğu üzere, yasaklarla davranışın değişmediğini de ekliyor. Yasakların uygulanmaya başladığı ülkelerde ekran süresinin düşmediği notunu düşüyor. Dijital dünyanın kullanıcılarının üçte birinin çocuklar olduğuna dikkatimizi çekerken bu tartışmalarda ve haberlerde çocukların görüşlerine hiç yer verilmediğinin altını çiziyor.
Medya ve çocuk ilişkisini hak temelli bir perspektifle ele alan kaynakları Türkiye'deki ebeveynlere ve öğretmenlere duyurmak amacıyla kurduğu Dijital medya ve çocuk websitesini paylaşıyor. Bu kaynaklar arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilişim ve Teknoloji Hukuku Enstitüsü işbirliğinde hazırlanan Yetişkinlere ve Ebeveynlere Dijital Öneriler ve Çocuklara Dijital Öğütler broşürleri de yer alıyor. Evlerde en çok ekran süresi üzerinden çocuk ve aile arasında çatışma yaşandığını söyleyerek bu çatışmayı çocuk hakları perspektifinden ele alan bir çözüm önerisi sunuyor: Ekran Süresi Barış Anlaşması. Bu çatışmanın çocukla ebeveyn arasında olmadığını, teknoloji şirketleriyle aramızda olduğunu hatırlatıyor ve çocuklarla diyaloğa başlamaya çağırıyor bizleri.
Bu anlaşmayı hazırlarken dengeli bir gün hayal etmeyi, sosyalleşmeden düzgün beslenmeye, hareket etmeden enstrüman çalmaya, ders çalışmadan oyun oynamaya çok çeşitli faaliyetleri dengeli bir şekilde planlamayı öneriyor. Bu planlamayı yaparken de hak temelli bir perspektifle çocuğun üstün yararını gözetmeyi ve çocuğun sesini içermeyi önemli görüyor. Karşılıklı konuşarak anlaşmanın kurallarını belirlerken kurallar çiğnendiğinde ne gibi yaptırımlar olacağını da birlikte kararlaştırmak gerektiğini ekliyor.
Öğretmenlere ise dijital medya okuryazarlığı becerileri kazandırmak üzere çocuklarla çalışmalar yapmayı öneriyor. Güvenilir bilgi, dijital ayak izi gibi konuların her fırsatta çocuklarla konuşulması gerektiğini belirtirken bir Türkçe metninin bu okuryazarlık becerilerinin önemi üzerine olabileceğini ya da bir film izlerken filmin cinsiyet rolleri açısından değerlendirilebileceğini söylüyor.
Konuşmasını tamamlarken çocuklarla güçlü bağ kurmanın önemine değiniyor. Çocukların bir riske maruz kaldıklarında veya dijital ortamda biri tarafından istismar edilmeye yönelik bir riskle karşı karşıya kaldıklarında yardım istemekten çekinebildiklerini anlatıyor. Ebeveynleri veya öğretmenleri ile kurdukları bağlara güvenen ve yardım istemekten çekinmeyen çocuklar için riskle karşılaşsalar bile riskin zarara dönüşmediğini belirtiyor. Ebeveyn de öğretmen de yetişkin de olsak hiç unutmamız gereken şeyin çocuklarla bağ kurmak olduğunu tekrar hatırlatarak tamamlıyor sözlerini.
*Dr. Öğr. Üyesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Bölümü
