Saklı Kalan Başarılar Tablosu

FAVORİLERE EKLE
EKLENDİ
22.11.2023

Fotoğraf: Daniel Chekalov, Unsplash

“Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” diye sormuş Nazım. Bana sorsa “Mutluluktan emin değilim ama başarının resmini çizebilirim.” demek isterdim. Hem de hiçbirinizin bilmediği, bazen yanı başınızda, bazen yurdumun bir mezrasında; bazen bir köy okulunda, bazense şehrin tam ortasındaki bir eğitim kurumunda saklı kalmış başarıları.

Artvin’in bir yaylasında “İnsan mutluyken, öğrencileriyle birlikteyken üşümüyor” diyen Birsen öğretmenin, Erzurum’un karında çocukları üşümesin diye sobayı yakan Hakan öğretmenin, yurdumun herhangi bir okulunda sınıflarına girip fark yaratan, öğrencilerinin hayatına sihirli bir değnek gibi dokunan onlarca öğretmenin başarı dolu hikayelerini çizebilirim. Hediye olarak öğretmenine bir avuç tezek toplayıp, öğretmenler günü hediyesi olarak getiren Başkaleli Lokmanın, arkadaşları sınıf başkanlarını üzüyor diye sitem eden Bursalı Gizem’in, Ali’nin, hikayelerini; duymadığımız nice Mehmet’in, Fatih’in, Oya’nın… Ve daha binlerce öğrencinin gizli kalmış başarılarını çizebilirim.

Bu yazımı literatüre adı geçmemiş, alın terleriyle öğrencilerinin hayatını ilmek ilmek dokuyan; onlara ve ailelerine umut olan, saklı kalmış başarılarıyla yorulmadan çabalayan bütün meslektaşlarıma ve saklı başarılarını günün birinde duyacağımız öğrencilerimize atfediyorum. Ancak, önce gerçekleşip de gizli kalan başarılardan ziyade; biz öğretmenlerin duyarsızlıkları veya bazı yetersizliklerinde dolayı saklı kalan başarılara; başarılamayanlara dair bir not bırakmak istiyorum. İstiyorum ki yeterince filizlenemeden kırılmasın dallar…

Esra resim yapmaya olan merakı ve yeteneğiyle öğretmeninin verdiği ödevini sırasının üzerine çıkarıp beklemekteyken, ödev kontrolü yapmakta olan öğretmeni, sıra Esra’ya geldiğinde kaşlarını çatarak “Bunu sen yapmadın, lütfen ödevlerinizi aile bireylerinize yaptırmayın” demiş ve doğrudan diğer öğrenciye geçmiştir. “Ama ben yaptım öğretmenim.” sözünün bir karşılık bulmadığını; öğretmeninin başka bir öğrenciye yönelmesini sindirememiştir o küçük kalbine. Titreyen elleri ile ders boyunca o resmin aynısını çizmiş ve öğretmenine uzatmıştır. “O resmi benim yaptığıma inanmadınız. Bakın. İşte, bu da onun aynısı. Şimdi yaptım.” Son kelimeler boğazına tıkanmış, burnundan hızlı hızlı nefes alırken kesik kesik çıkmıştı sesi gözyaşlarıyla birlikte. Resme bakıp ardından şaşkınlığını gizleyemeyen öğretmen, “Kızım onlarca öğrenci var. Hanginizin ne yapabileceğini ben bilemem ki. Hadi şimdi git, elini yüzünü bir yıka, kendine gel.” Esra o günden sonra resim yapmadı; belki de şimdilerde dünyaca ünlü sergilerini geziyor olabilirdiniz.

Arden resme aşık başka bir çocuk. Bir gün beyaz koridorlara tahta kalemiyle çizdiği resimleri gören bir öğretmeni, onu azarlayıp şevkini yerine okulun bütün bahçe duvarlarını veriyor ona. “İşte sana tuval. Boya dilediğince…” Arden, şimdi başarılı bir ressam.

Mehmet, Ardahanlı bir öğretmen. Naz İzmirli, Fatma Yozgatlı. Belki mesleklerinin ilk yıllarındalar, belki de henüz defter ve kitap kokusuna kavuşamadılar. Burcu senelerini vermiş mesleğine, 30 yılını devirmiş öğretmenlikte. Keza Fatih Bey de öyle… Ali, Hasan, Duygu…Kimisi kendini keşfetmiş çoktan ve öğrencilerinin yeteneklerini keşfetmenin endişesindeler; kimiyse henüz o cesarete kavuşamayanlardan, yetenekleri, güzellikleri kadar başarılarını da paylaşamayan, gün yüzüne çıkaramayanlardan.

Öğrencilerinin yetenek ve yeteneksizliklerinden bihaber, kendi potansiyelimizin bile farkına varamayan bir eğitimciysek, meslek etiğimizi tartışmamız gerek. Belki böylelikle, başarılarımız, başarılarınız saklı kalmak yerine hayatın her zerresine nüfus eder; başarılamayanlar daha az seyreder. İşte o zaman minik eller mutluluk ve başarının resmini çizerken, diğer eller saklı kalan başarıları gün yüzüne çıkarmanın mutluluğuyla gülümserler.

İşte O zaman Nazım, o zaman Dino. O zaman içre şiir, o zaman içre tablo…

FAVORİLERE EKLE
EKLENDİ