Submitted by halukgoksel on Fri 29/08/2025 - 16:35

Yayın Tarihi

Burasi Tamamen Bizim Kampi 2025 Kamp Günlükleri

Yazar: 2025 Burası Tamamen Bizim Kampı Katılımcıları

Burası Tamamen Bizim Kampı, ilk kez 2020'de, Adana, Mersin ve Hatay’dan Değişim Elçilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmişti. Eğitimi doğaya, doğayı eğitime taşıyan kampın altıncısı 5-6-7 Ağustos 2025 tarihlerinde, yine Değişim Elçisi öğretmenlerin inisiyatifiyle değişmez adresi Mersin'deki Avgadı Yaylası'nda gerçekleşti. Çocuğu ve yetişkiniyle kampın tüm insanları, kampa dair duygularını ve deneyimlerini “Kamp Günlükleri”nde yazıya döktü. Keyifli okumalar!

Bahar Sobacı / Okul Öncesi Öğretmeni / Adana

Bir adım, bir adım daha… Kaç adım eder?

İstemek mi güçlüdür, düşlemek mi?

Yapıldıkça mı güzelleşir sürprizler, yoksa alındıkça mı?

6. kez buradayım; bin şükürle!

Çünkü hep: Burası Tamamen Bizim!

Yenilikler bazen korkutur, sancılıdır ama bir o kadar heyecanlı, bir o kadar yaratıcı, bir o kadar eğitseldir. 6. kez yapacağımız kampımızı ilk kez farklı bir tesiste gerçekleştirecek olmak, bizi her ne kadar tedirgin etse de, bizim olan hiçbir yerde yabancılık çekmeyeceğimizi bilmek müthiş güven vericiydi. Yanılmadım, yanılmadık!

5 kez gelmiş olmama rağmen, kampta hiç inisiyatif almamıştım. Bir şeyler yapmak isteyip hiçbir zaman yapamamış olmak, canımı sıkıyordu içten içe. Bu kamp, yeniliklerle beraber yeni sürprizler getirecekti… Fakat ben bunun farkında bile değildim henüz. Hazırlık sürecinde yer almamama rağmen, gökten zembille görev ekibine dahil olmuştum. Nasıl oldu derseniz; bir gün telefonum çaldı, arayan Aslan hocamdı. İstanbul buluşmasına ikimiz de gidememiştik; “Neyse ki bu kamp var, buluşacağız.” demiştik. Süreçle ilgili sohbet ederken Kazım amcadan bahsetmiştim. Üç yıldır getirmek isteyip getiremediğimden… “Yine ara, belki gelir.” dedi. Umutsuz bir şekilde “Peki, arayayım.” dedim. Ve işin ilginci, Kazım amca da beni arayacakmış; aklına gelmişim (içine doğmuş belli ki). Yine kamptan söz ettim, gelip gelemeyeceğini konuştuk. Uygun olursa gelebileceğini belirtti; fakat ben yine gelemez diyerek telefonu kapattım. Daha sonra kamp için bir afiş yapmak istedim. Süreçle ilgili Dilan beni aradı: “Seni de hazırlık ekibine alalım mı?” dedi. Kabul ettim ve böylelikle başıma gelecek mucizelere ve sürprizlere aralanan kapıya, farkında olmadan adım atmış oldum.

Süreç içerisinde ekibin “Teleskop bulabilir miyiz?” isteği ve benim “Bulabiliriz.” demem, başka bir kapı açmama vesile oldu. İki müthiş çocukla tanıştım; onları kamptakilerle buluşturacak olmak kendimi şanslı hissettirdi: İbrahim ve Melih (genç gözlemciler). Kendi ilgileri ve meraklarıyla geliştirdikleri teleskop ve gökyüzü sevgisi, onları çok güzel bir yere getirmişti. Heveslerine hayran oldum. Umarım çok daha iyi yerlere gelirler ve bizler buna şahit oluruz.

Cedrus Life Erdemli Tesisi’ni uzun süredir takip ediyor ve bir gün gitmeyi çok istiyordum. Ekibin burayı seçmesine hem seviniyor hem de Misket’in mezarını ziyaret edemeyecek oluşuma üzülüyordum. Belki de böylesi daha sağlıklı bir seçimdi, bilmiyorum.

Yeni bir gün gözümü açtığımda, çalan telefonun ucunda Kazım amca vardı. “Bahar, detayları paylaşabilir misin? Geliyorum.” dediğinde ben çoktan havalara uçmuştum! Gruba müjdeyi verdim. Planlamayı yaptık. İlk defa Burası Tamamen Bizim Kampı’nda bu kadar katkı sunacak olmam, beni ayrı heyecanlandırıyordu ve içim çok rahattı.

Kampa yine Ayaz ile gidecektik. Onu bu muhteşem atmosferle buluşturmak, her sene benim için büyük bir kazanç.

Bu senenin bir özelliği daha vardı: Hayatımdaki adamın kızıyla tanışacaktım, ilk kez. Bunun için daha doğru bir yer olamazdı. Endişelerim elbette vardı ama ilk izlenim için bu şansı yakalamak, benim için başka bir ayrıcalıktı. Farkında olmadan ne büyük bir destek oldunuz bize, canım ekip! Sevgi dolu kalplerinizden öperim hepinizi!

Kampın tüm atölyeleri çok keyifliydi ve birine katılsam, diğerini kaçırdığım için üzülecektim. İtiraf ediyorum: Azıcık azıcık hepsine kaçak kaçak uğradım. 😁

Ayaz’ın büyüdüğünü bu kampta daha net gözlemledim. Ne tatlı bu çocuklar! Bizim olan kampın, bizim çocukları! Hepsi pırlanta! Ömürleri güzel olsun, sağlıkla!

Veda vakti gelmişti. Renkli şemsiyeler herkesin galerisine düşmüştü. Renklerin içinde kaybolmadan, boyanıp birbirimizi var ediyorduk. Attığımız adımlar, mutluluklara çıkmıştı çoktan ve bu mutluluğu hep beraber paylaşıyorduk. Adımlar bizi hep çoğaltacaktı ve biz bunu biliyorduk!

“Burada hep biz” olmak tek dileğim.

Bin şükürle, hepinize çokça; hasretle, iyilikle, iyi kiyle…

KOCAMAN SARILDIM!

Görsel betimleme: Ağaçlarla çevrili açık bir alanda, üstü rengarenk şemsiyelerle süslenmiş bir bölümün altında 15 kişilik bir grup bir araya gelmiş şekilde poz veriyor. Arka planda ağaçlar, beyaz sandalyeler ve kır ortamını andıran detaylar dikkat çekiyor.

Yücel Özmen / Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni / Mersin

John Berger’in bir yazısında okuduğum şu sözler hâlâ zihnimde yankılanıyor: “Merkezi yeniden yaratmanın yolu, dünyanın her yerini merkez yapmaktan geçer. Modern evsizlik yalnızca tüm dünyayı içine alan bir dayanışma ile aşılabilir. Kardeşlik oldukça ferahlatıcı bir terimdir.” Bu sözler aslında bizim kamp ruhumuzu da özetliyor. “Burası Tamamen Bizim.” derken, biz de bulunduğumuz yeri merkez yapıyor, güzelleştiriyoruz.

Nisan ayında, Kenan Çayır hocam ile bir çevrimiçi buluşmada sorduğu “Bu sene kamp hazırlıkları nasıl gidiyor?” sorusu ve ardından eklediği “Siz bu konuda deneyimlisiniz; kısa sürede toparlanıp organize olur, kampı yaparsınız.” sözleri; bu kampı düzenleyen ekibe olan inancı ve güveni gösterirken bizim sorumluluğumuzu da bir kat daha artırdı.

Sonrasında sevgili Nebi’ye, Kenan Hoca’nın sözlerini hatırlatarak sordum:

— Bu sene kampı yapabilecek miyiz?

Nebi de gülümseyerek, tıpkı Kenan Hoca gibi yanıt verdi:

— Merak etme, haziranda bir hazırlık grubu kurarız. Temmuz başındaki Öğretmen Ağı Yaz Buluşması’ndan sonra da çalışmalara başlar, programı hazırlarız.

Ve dediği gibi oldu. Nebi ve Dilan’ın yürütücülüğünde; Gözde, Fatma, Begüm, Türkay, Banu, Zekiye, Sevgi, Semih, Ayhan, Seval, Canan, Aysun, Bahar, Eylem, İsmail, Ali, Sercan ve adını burada sayamadığım nice güzel insanın emekleriyle, yoğun çevrimiçi toplantılarla “Burası Tamamen Bizim Kampı 2025” hazırlandı.

Yaşar Kemal’in şu sözü hazırlık aşamasında içimde yankılandı: “İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratandır.” Ve bir başka cümle de bana yol gösterdi: “Gökyüzünün ardında her zaman bir umut vardır.”

Altı yıldır hem katılımcısı hem de gönüllü emekçisi olduğum kamp, bu yıl yer değiştirerek Arslanköy Şaymana’dan Erdemli Avgadı Yaylası’ndaki Cedrus Life’a taşındı. Arslanköy ile özdeşleşmiş olan kampı başka bir mekâna taşıma fikri, sevgili Fatma’nın önerisi ve aldığı inisiyatifle somutlaştı.

Başta bu değişiklik bizi biraz ürkütse de “Mekân değişikliğinde ferahlık vardır.” diyerek konfor alanımızdan çıkmayı göze aldık. İyi ki taşımışız… Hem yeni bir mekân tanıdık hem de burayı çok sevdik. Belki seneye başka bir yer belirleriz, kim bilir?

Tıpkı Mevlâna’nın dediği gibi:

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi.

Her gün bir yere konmak ne güzel…

Dün ile beraber gitti cancağızım,

Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım.”

5 Ağustos sabahı kamp malzemelerimizi arabamıza yükledik. Erdemli’nin kavurucu sıcağından, yavaş yavaş Avgadı Yaylası’nın serinliğine tırmandık. 1400 metre rakımda, sedir ağaçlarının göğe uzandığı o ormanlık alan bizi karşıladı. İlk gün çadırlarımızı kurup yerleştikten sonra kayıt masasında Semih, Zekiye, Canan, Begüm ve Gamze ile konukları karşıladık.

Açılış çemberinin ardından Prof. Dr. Murat Durukan’dan “Tarihi Kilikya Yolu Projesi”ni dinledik. Akşam “Takas Pazarı” ve sonrasında Kazım Tatar’ın bağlaması eşliğinde “Türkülerle Söyleşi” etkinliği hepimize iyi geldi, ruhumuzu dinlendirdi.

Tabii ki programın sonlarına doğru sevgili Cemal’in bağlaması ve sesiyle Kazım Hoca’ya eşlik edip türküler söylemesi de gecenin tatlı sürprizlerinden biri oldu. Genç gözlemcilerin kurduğu teleskopla yıldızlara, Ay’a ve gezegenlere bakmak ise gecenin en büyüleyici anıydı.

İkinci gün sabah, sedir ağaçlarında neşeyle dolaşan sincaplarla güne başladık. Kahvaltı sonrası, kızlarım Ekin ve Beren’in yürüttüğü “Oryantiring” atölyesinde hem eğlendik hem koşturduk. Diğer tarafta “Tükenmişlikle Başa Çıkma” ve “Doğada Sanatla Buluş” atölyeleri yapıldı.

Sonrasında, Ekin ve Beren’in yürüttüğü kamp çocuklarına yönelik “Kırılmayan Yumurta” atölyesi, hem öğretici olması hem de çocukların müthiş enerjisi ve kahkahalarıyla yüzlerde gülücükler açtırdı.

Öğlen katıldığım “Kodlanmış Masal” atölyesinde sevgili Aysun ve Murat’ın tasarladıkları oyun ve sonrasında yazdığımız hikâyeyi sunmak oldukça keyifliydi. Bu arada sevgili Kazım amcanın bu etkinlikteki performansı ve bizleri kahkahalara boğması görülmeye değerdi.

Öğleden sonra eş zamanlı olarak “Geodrama”, “Yaratıcı Drama ile Fen Öğretimi” ve “Yaratıcı Drama ile İletişim ve Etkileşim” adında üç yaratıcı drama atölyesi yapıldı. Ben de Nazlı Hoca’nın yürütücülüğü, benim kolaylaştırıcılığımla gerçekleştirilen “Yaratıcı Drama ile İletişim ve Etkileşim” atölyesinde yer aldım. Oldukça verimli geçen bir atölye sonrasında, katılımcıların olumlu geri bildirimleriyle atölyenin hedefine ulaştığını gördüm.

Günün devamında yer alan “Fotoğrafçılık” ve “Turna Kuşu: Origami Sanatı” atölyelerinde hem güzel vakit geçirdim hem de öğrendiğimiz yeni bilgi ve beceriler hafızamızda güzel izler bıraktı. Eş zamanlı yapılan “Örgü İpinden Ahtapot Yapımı” atölyesinde ise katılımcılar, birbirinden güzel ahtapotlarıyla yaratıcılıklarını ortaya koydular.

İkinci gün akşam, “Lezzet Ağı Kimdir?” sunumuyla Mersin, Adana, Hatay ve Gaziantep’ten gelen Değişim Elçileri, yıl boyunca yaptıklarını paylaştılar ve soruları yanıtladılar. Ardından “Forum Tiyatro” etkinliğinde, Hatay’da bulunan Öğretmen Dayanışma Alanı’nda yer alan arkadaşların müthiş performanslarıyla hepimiz sahneye, düşünmeye ve sorgulamaya davet edildik.

Gece, sevgili İsmail’in gitarıyla ve arkadaşların katılımıyla türküler ve şarkılarla devam etti. Kampın son günü, 7 Ağustos sabahı Fatma, Ceren ve Cemal’in “Kendine Bakım” atölyesiyle hem psikolojik dayanıklılık hem de özbakım üzerine konuştuk. Öğlene doğru, geleneksel hâle gelen kamp çemberi ile kapanışı yaptıktan sonra yola koyulurken içimden şunlar geçti: Bu kamp yalnızca bir buluşma değil; bir kardeşlik, bir dayanışma, bir umut mekânı.

Bu kamp; Mersin, Adana, Hatay Değişim Elçilerinin inisiyatifiyle, İstanbul’dan Mardin’e, Gaziantep’ten Çorum’a kadar Türkiye’nin dört bir yanından gelen öğretmenlerin katkısıyla gerçekleşen büyük bir aile.

Gelecek yıl, aynı gökyüzü altında yeniden görüşmek dileğiyle…

Katılan herkese, özellikle çocuklara minnet ve sevgiyle…

Görsel Betimleme: Kamp kayıt masası olarak kullanılan bir piknik masasında 4 kişi oturmuş kameraya poz veriyor. Arka planda Öğretmen Ağı panosu ve sedir ağaçları bulunmakta.

Beren Özmen / 16 Yaş /  Mersin

Bu yıl nedense diğer senelere göre kamp için daha heyecanlı ve kaygılıydım. Belki de ilk defa iki atölyenin birden yürütücüsü olduğum içindir ya da beş yılın ardından farklı bir yerde toplanacağımız içindir.

Aslında geçen sene biri bana “Bir atölyenin yürütücüsü olacaksın.” deseydi, sadece güler geçerdim. Çünkü beş senedir düzenlenen bu kampta daha önce hiçbir çocuk tek başına atölye düzenlememişti. Ama çok sevdiğim Dilan ablam ve Begüm ablam başta olmak üzere, çocuk atölye ekibi olarak bir ilki başardık.

Ahmet, Ekin ve ben “Oryantiring” atölyesini hazırladık, yürüttük ve düzenledik. Bu atölye için çok kaygım yoktu çünkü 2025 yılı okul döneminde, liseler arasında düzenlenen oryantiring dalında ikinci olmuştum ve çok fazla antrenman yapmıştım. Tabii bunu, atölyeler için toplandığımızda Dilan abla “Hangi atölyeleri istersiniz?” diye sorduğunda aklıma gelmemişti.

Ekin olmasa belki de bu atölye fikrini hiç ortaya koymazdık. İkinci bir atölye yapmayı aslında ben çok istemiştim; daha çok çocuklara yönelik bir atölye olsun diye. Bizim zamanımızda tamamen çocuklara yönelik bir atölye yapılmamıştı. “Kırılmayan Yumurta” atölyesi için sorularım ve acabalarım çok fazlaydı; hatta bir ara atölyeyi yapmaktan vazgeçmiştik.

Dilan abla ve Begüm abla bu konuda bize çok destek çıktı. Zaten onlar olmasa bu atölyelerde çok zorlanırdık. Ne zaman atölyeler konusunda kaygılansak, bize olan desteklerini ve ilgilerini hiç eksik etmediler. İyi ki varlar.

Kampa gittiğimde, sanki aradan bir yıl geçmemiş gibi bir sıcaklıkla karşıladı beni canım abilerim, ablalarım. Zaten bu kampın bize kazandırdığı en güzel şeydi bu samimiyet ve hoşgörü ortamı. İkinci gün yapacağımız “Oryantiring” atölyesi için harita çıkarmamız lazımdı; onun dışında diğer her şey hazırdı zaten.

Burada da Ahmet’in resim yeteneği sağ olsun, normalde bölgenin kuşbakışı görüntüsü çıkarılıp yapılacak bu işlemi, ressamlığı sayesinde çok güzel hallettik.

Ayrıca birinci gün akşamı düzenlenen “Takas Pazarı” ve “Teleskopla Gökyüzü Gözlemi” etkinlikleri beni oldukça etkiledi. İkinci gün, Dilan abla yeğeninin sağlık sorunları yüzünden kamptan ayrılmak zorunda kaldı.

Kendisi de bir durakta görevliydi. Ama biz bu sorunu ekip arkadaşlarımla bir araya gelerek kolayca hallettik. Atölyenin sonunda Begüm ablanın fikri olan, katılımcıları dans eşliğinde ıslatma fikri çok beğenildi.

Hatta farklı atölyelerdeki kişiler de bu kısma katıldı. “Kırılmayan Yumurta” atölyesi de beklediğimden daha güzel geçti. Çocuklar öyle güzel korumalar yaptı ki bir an Ekin’le aramızda şöyle bir diyalog geçti:

— Ekin, ya bunların hiçbiri kırılmazsa ne yaparız o zaman biz?

— Onu da o zaman hallederiz.

Bugün içerisindeki akşam düzenlenen eğlencede Hüseyin, Ekin ve ben “Keşke kamp bir gün daha uzun olsa.” diye konuştuk. Çünkü nedense tam herkesin birbirine alıştığı gün kamp bitiyordu. Bence iki akşam olan kamp, üç akşama çıkarılsa daha iyi olurdu.

Ayrılık günü geldiğinde kendi kendime şunu düşündüm: Her sene bir kamp gelip geçiyor ve ben bir sonraki kamp için düşünmeye başlıyorum.

Bu kampta çok güzel anılar yaşadım. Hüseyin, Ahmet, Arda, Ali; bizi çok güldüren Ali Rüzgar ve Ayaz sayesinde bu kamp daha da eğlenceli geçmişti. Aslında bu kampta “The Favela Band” olarak ikinci günün akşamında birkaç parça çalacaktık ama sonra vazgeçtik.

Neyse, artık bir sonraki kampta yaparız. Ben bu kampta abilerim, ablalarım ile birlikte büyüdüm. 2020’deki, yani ilk kamptaki fotoğraflarıma bakıyorum da… Minicikmişim. Vay be, altı yıl ne kadar da çabuk geçmiş!

Görsel Betimleme: Canım Çocuk Atölyeleri hazırlık ekibi bir araya gelmiş şekilde poz veriyor. Fotoğraf açık alanda çekilmiş ve arka planda sedir ağaçları var.                                                                         

Seda Kumlu / Sınıf Öğretmeni / Mersin 

Öğretmen Ağı'nın kıymetli öğretmenleri, öncelikle sizlerle tanışmaktan çok mutlu olduğumu belirtmek istiyorum. Orada bulunan herkesin enerjisi muhteşemdi. Biz kaç yıldır yaz kampı yapıyoruz. Mersin’de birçok yerde kamp yaptık. Yıl içerisinde de Cedrus Life’a gelip günübirlik gezmiştik ve bu yaz burada bir kamp yapalım diye eşimle konuşmuştuk. Ve tevafuk, kampın burada yapılacağını duyunca çok mutlu olduk. 🤩

Kampın ilk günü tanışma, akşam türkü derken her şey çok güzeldi. Ama ilk günün gecesi çok kötü bir üşütme yaşadım. Günüm hep ilaçlarla geçti. Bir türlü kendime gelemedim ve hiçbir atölyeye katılamadım. En büyük üzüntüm bu oldu. 😔

Ama kızım ve oğlum adına mutluyum; sadece yanlarında olup birlikte yapamamanın üzüntüsü kaldı içimde. Ama etkinliklerin hepsinden keyifle ve heyecanla döndüler. Tüm yaptıklarını kendime gelince bana anlattılar.

Bir sınıf öğretmeni olarak etkinlikleri çok severim, katılmayı da o kadar çok istiyordum ama kısmet olmadı. İnşallah seneye öncelikle sağlığım yerinde olur. Belki imkânlarım olursa, ben de çocuklarla bir atölyede yer almayı çok isterim.

Konaklama, atölyeler, organizasyon… Bizi bir araya getiren, emeği geçen tüm öğretmenlerime teşekkürlerimi iletiyorum. Daha nice birlikte; başta sağlıklı, musmutlu, bol gülmeli, müzikli, eğlenceli kamplara olsun.

Sizlerle olmak çok güzeldi. Yüreği güzel tüm öğretmenlerime selam olsun. 🌸

Zekiye Kaplan / Psikolojik Danışman / Mersin

“Burası Tamamen Bizim” sloganıyla yola çıktık, bir Ağ’ın parçası olan bir grup öğretmen olarak Erdemli’nin yaylasında düzenlediğimiz 6. kampımızı tamamladık. Kamp için hazırlıkların her aşamasına şahitlik ettim; fakat tatil planım nedeniyle istediğim kadar katkı sunamadım.

Burada Dilan, Nebi, Bahar, Fatma, Canan, Seval, Banu, Ayhan, Ali, Semih, Yücel, Sevgi, Aysun, Gözde, Ekin, Ahmet, Beren ve adını yazamadığım birçok arkadaşım… Emeğiniz çok büyük, sonsuz teşekkürler. Umuyorum ki önümüzdeki yıl daha fazla inisiyatif alarak yükünüzü biraz hafifletebilirim.

5 Ağustos, kampın ilk günüydü. Belki fizibilite için, belki de fazlaca heyecandan saat 11.30’da Cedrus Life’taydım. Oldukça yüksekteydik ve güneş yakıcıydı. Bu yılki kamp yoldaşım Aşure ile hemen bir ağacın gölgesine sığınıp mis gibi havanın tadını çıkarmaya başladık. Yavaş yavaş arkadaşlar kampa gelmeye başladı; Cedrus Life kocaman bir kahkahaya dönüştü.

Kayıt masası, gelen herkese “hoş geldin” deme fırsatıydı. İyi ki oradaydım. Tanışma çemberinde Ayhan hepimizi ne güzel buluşturdu.  Bahar’ın ricasını kırmayıp gelen üstat Kazım Tatar ile tanıştık; onun sanatçı zarafetine tanık olduk. Sağ ol, Bahar. Cemal’in üstada saygısından sazının telini bile incitmeyişi ayrı bir değerdi. Gece boyu türküler, sohbetler…

6 Ağustos sabahı, saat 07.30’da uyandığımızda, Mersin’de ağustos ayında üşümenin verdiği o tatlı keyifle kendimizi hemen doğaya attık. Sessizlikte içilen kahveye, birazdan coşacak kamp alanının hayali ve merakı eşlik ediyordu.

Arkadaşlarım çok donanımlı atölyeler hazırlamıştı. Bir atölyeye katılırken aklım diğerlerinde kaldı. Dahil olduğum her atölye bana şunu bir kez daha hatırlattı: Yaptığımız işin duygusal bir kılıfa sarılarak kutsallaştırılmasına gerek yok. Amatör bir ruhla da gayet profesyonel işler ortaya çıkarılabiliyor.

Kamp; bolca gülmeli, bazen durup düşünmeli, bazen yorgunluktan boş boş bakmalı ama sonunda seneye yapılacak olanı hayal etmeli… Benim kampım bu yıl diğerlerinden biraz erken tamamlandı. Döndüğümden beri ise bu anılar önce kafamda, sonra bilgisayarımda, şimdi de sizlerle.

Görsel betimleme: Açık alanda çekilen fotoğrafta iki kişi bulunuyor, biri konuşurken diğer onu dinliyor.

Ali Deniz Kaplan / 9 Yaş / Mersin 

Benim adım Ali Deniz. Bu benim 4. kampım ve çok güzel etkinlikler yapılıyor. Çocuk katılımı çoktu. Katılımcılarda çoktu. Atölyeleri (Oryantiring, Kırılmayan Yumurta, Ahtapot Yapımı, Origamiden Turna Kuşu Yapımı, Gezegenler) yapan arkadaşlarımız çok eğlenmemizi sağladılar. 

Ulaş Dersu Yıldız / 10 yaş / İzmir

İlk olarak Sevgi abla bizi aldı, bagaja eşyalarımızı koyduk. Sonra yola çıktık, yaylalardan geçtik. En sonunda Cedrus Life adlı kamp alanına geldik. Kayıt alanında ismimizi boynumuza taktık ve bungalovun önüne çadırımızı kurduk. Akşam ateş yakıldı, üşümüştük, iyi geldi.

Takas Pazarı'na girdim ve kura çektim. 15 çıktı. Sıram gelince gözüme kestirdiğimi aldım.

Sonra Ahmet abi ile sohbet ettik ve yattım ama gözümü kapatmama rağmen gece 3’e kadar uyuyamadım. Bayağı kötü hissettim ama uykumu almıştım.

Kampın 2. gününde oryantiring vardı ve bayağı iyi bir spordu. Ortalık karıştı ama bitirebildik. Üçüncü olmuştuk ama yine de çok eğlenceliydi.

Sonra bir yemek yedim, bayağı iyiydi. Tavuğun kralını yapmışlardı. Doydum ve gezegenleri eğlenceli hale getiren bir etkinliğe katıldım. Orada "Neptün’üm" türküsünü yazdık. Bayağı eğlenceliydi.

Gelmekten mutluydum ve hemen origamiye gittim. Turna kuşu beni yedi bitirdi ama yine de yaptım. Bu da eğlenceliydi ama çok da değil. Sonra Ahmet abilerle saklambaç oynadık ve günü kapattık.

Son gün ise biraz oturduk, telefona baktım, sonra çadırı topladık ve yola koyulduk. Ve… bu hayatımda gittiğim en iyi kamptı.

Fatma Ersöz / Psikolojik Danışman / Adana

Bir Burası Tamamen Bizim (BTB) Kampı daha bitti… Heybem yine umutla, coşkuyla ve tarifsiz bir minnetle doldu. Evet, “Burası Tamamen Bizim” ve evet, burası benim yuvam. Ağ’ın kapılarını ilk kez bu kampla araladım, şimdi ise bu kapının ardındaki koca dünyada daha derin köklerim var.

Bu yıl, BTB Kampı tarihinin altıncısı, benim kişisel tarihimin dördüncü kampıydı. Ve bu sefer Erdemli’deydik. Ben Erdemliliyim. Çocukluğumun geçtiği bu yolları sizlerle adımlamak… O tanıdık yayla havasında, yepyeni anılar biriktirmek… Bu, kelimelerle anlatması güç bir mutluluktu.

Bu yıl benim için bir ilk daha vardı: hazırlık ekibindeydim. Günlerce süren hazırlıklar boyunca ne kadar büyüdüğümü, bağlarımın ne kadar derinleştiğini fark ettim. İnsanlarla yan yana üretmenin, sorunlara omuz omuza çözüm aramanın bana ne kadar iyi geldiğini yeniden gördüm.

Aynı okulda çalıştığım dört arkadaşım (Ayşe, Deniz, Sibel, Tuğba) ve aileleri (Cem, Ahmet, Derya), bu yıl BTB Kampı ve Öğretmen Ağı ile tanıştı. Onların benim Ağ’daki anılarıma, kurduğum bağlara ve buradaki değerlerime şahit olması… Bu, bana tarifsiz bir mutluluk verdi. Oradaydık ve beraberdik.

Tanışma çemberinde tanıdığım yüzler kadar, ilk defa gördüğüm yüzler de vardı.  Her biri farklı bir hikâye, farklı bir yolculuktu. Bu yıl katıldığım atölyelerin her biri bana farklı bir şey kattı.

Yaratıcı Drama ile Fen Öğretimi, Begüm’ün atölyesiydi. Hem öğretici hem de yaratıcı süreçleri bir arada deneyimledim. Yıllardır bir türlü aklımda tutamadığım gezegen sırasını, bu atölye sayesinde öğrenme yolunda çok yol aldım.

Örgü İpinden Ahtapot Yapımı, Banu’nun atölyesiydi. Ağaçların altında, masanın etrafında oturmuş herkes kendi ahtapotunu yaparken dönüp yüzlere baktım… O kadar heyecanlı, mutlu, huzurlu bir üretme enerjisi vardı ki, bu an benim için çok kıymetliydi.

Forum Tiyatro, ezen-ezilen ilişkisine farklı bir bakış açısıyla dahil olmamıza olanak sağladı. Seyirci olarak başladığım yerde bir anda sahnede buldum kendimi. Bu deneyim hem düşündürücü hem de çok eğlenceliydi. Hatay ekibinin emeğine sağlık.

Boyut Becerisi ve Bakış Açısı, Türkay’ın atölyesiydi. Bir şeye birden fazla noktadan bakmanın, düşünceyi ne kadar derinleştirdiğini hissettim. Kendi alanımda bunu nasıl uyarlayabileceğime dair yeni fikirlerle ayrıldım.

Ve kampın sonunda, Ceren ile birlikte gerçekleştirdiğimiz Kendine Bakım atölyesi… Cemal gözlemcimizdi, Eylül kolaylaştırıcımız. Psikolojik Dayanışma Topluluğu’nun bir ürününü burada paylaşmak benim için ayrıca mutluluktu. (Cemal, Özgür, Aysu, Cansu ve İrem’e selam vermeden geçemeyeceğim. İyi ki varsınız.

Dilan’ın hazırlık süresince ve kampta her şeyi kolaylaştırması, Seval’in sofrasının hep sıcacık ve herkese açık olması… İsmini tek tek sayamadığım ama emeğini, desteğini hissettiğim herkese teşekkür ederim.

Akşamlar… İnsanlardaki gülümsemeleri görmek, yeni insanlarla tanışmak, yeni bağlar kurabilmek; ormanlık alanda oturup sohbet etmek, türkü dinlemek, oyun oynamak… Yargılanmadan dinlenebilmek, birbirimize hikâyelerimizi açabilmek…

Çünkü biliyorum, insanın olduğu her yerde kusur vardır. Önemli olan, kusurların gölgesinde değil, birbirimizin ışığında kalabilmek. Evet, sorunlar çıktı. Ama burada öğrendiğim en önemli şey şu: mesele sorunların çıkması değil, onları birlikte çözebilmek. Ve biz, inisiyatif alarak, dinleyerek, destekleyerek çözdük.

Burada öğrendim ki bazen manzarayı değiştiren şey, adımlarımız değil; yanımızdaki insanlar ve onlara açtığımız yer. Ve son olarak… BTB 10/10, aması yok. 💜

Nurcan BAĞCI / İngilizce Öğretmeni / Mersin 

Bu yıl 2.sine katılma şansına eriştiğim Burası Tamamen Bizim Kampı’nın başlama tarihini nasıl bir hevesle bekledim bütün bir yıl, bilemezsiniz.

7 ve 5 buçuk yaşlarındaki oğullarımı yıl sonunda yaz okuluna yazdırırken “Acaba tarihler kamp tarihiyle çakışır mı?” kaygısı gütsem de korktuğum gibi olmadı. Fakat son anda kardeşimin ani bir ameliyat süreci gelişti ve kampın başlama günü bir yandan onun sağlık süreciyle ilgilenirken, bir yandan da acabalar dönmeye başladı kafamda kampa katılabilmekle ilgili...

Her şeye rağmen akşam saatlerinde kampta yerimizi alabildik ailecek. Duygularını çok fazla dışa yansıtabilen birisi değilimdir. Kamp süresince diyalog kurduğum her bir insanla geçirdiğim her bir saniye çok kıymetli benim için. Yüreği öyle güzel insanlar bir araya gelmiş ki, bu kıymetli ağdaşları oluşturmuş. İyi ki varsınız her biriniz.

Hepinize; kampa katılan, katılamayan, yüreği kampta bizimle olan, büyüğünden en küçük katılımcısına, canlı dostlarımıza… İsim isim teşekkür etmiş sayın beni. Emeklerinize sağlık. Ama özel bir teşekkürüm var; o da bundan yıllar yıllar önce "Ya Nurcan, bi’ atölye var, katılmaz mısın?" diyen Cemal hocama. İyi ki...

Şimdiden seneye gerçekleşecek kampı iple çekiyorum. Hepinizi kucaklıyorum. Sevgiyle kalın.

Ayşe Özbilen / Fen Bilgisi Öğretmeni /Adana

İlk gün aslında daha yola çıkmadan tüm hevesim kaçmıştı. Sadece Canan'a söz verdiğim için kendimi mecbur hissederek geldim ve aklımın yarısı evde kaldı. Sonra Cedrus Life tesisine ulaştık. Ormanın içindeydi ve ormanda olmayı ne kadar özlediğimi hatırlattı bana. Biraz zaman geçirince sincapları gördüm ve çok aşk. Sonra insanlar toplanmaya başladı, herkes birbirini gördüğü için çok mutlu görünüyordu. Aslında bu bir topluluğun aynı dili konuştuğunun göstergesidir. Bir arada olmayı özlemek, birbirini görünce sevinebilmek değerlidir. Bu gözlemlediğim mutluluk aslında sürecin nasıl geçeceğinin de küçük işaretlerini taşıyordu. Sonra tanışma etkinliği başladı. Kilikya Yolu Projesi’ni tanıma fırsatımız oldu. Gerçekten büyük emek verilmiş bir proje. Bölgemizin tanıtılması için de oldukça değerli. Bugün de heybemizi doldurduk. Sonrası yemek, muhabbet.

İkinci gün atölyeler fırtınası. Ne kadar çok atölye, ne kadar çok emek! El işinden sanata, matematikten dramaya çok geniş bir alana sahipti. Ardı ardına yapılan atölyeler yormadı değil aslında ama çok keyifliydi. Dört gözle beklediğim orman yürüyüşünü yapamamış olmayı oryantiring ile telafi ettik. Ve tabii ki tek taraflı da olsa su savaşı yapmak gerçekten iyi geldi. Çocuklarla çocuk gibi hissettim ki bu da özlediğim bir duyguydu. Akşam Hatay sofrasında birbirinden güzel yemekler yedik. Deprem öncesinde hep gittiğim Antakya'ya depremden sonra neden gitmediğimi sorguladım. Sanırım oradaki gerçeklerle yüzleşmeye hâlâ hazır değilim. Her neyse, sonrasında bir forum tiyatro yapıldı ama ben izleyemedim maalesef. Ve gecenin güzel kapanışı şarkılarla oldu benim için.

Üçüncü gün, güne daha güzel başlamanın daha mükemmel olduğu pek az senaryo var benim için. Uyanıp hamağa oturdum ve karşımdaki ağacın tepesinde bir leylek gördüm. Leylekler benim için çok özel canlılardır. Her gördüğümde ilk kez görüyormuş gibi heyecanlanırım. Leyleği daha yakından, daha güzel bir açıyla görmek için çatıya çıkmayı düşündüm ama muhtemelen beni görse kaçardı. Ben de üst katın penceresine çıktım. Ve ilerideki ağaçlarda başka leylekler de olduğunu gördüm, nasıl bir mutluluk. 1 saate yakın onları izledim. O sırada sincaplar daldan dala koşturuyordu ve bir ağaçkakan geldi. Daha mutlu olduğum bir sabah hatırlamıyorum. Sonra bir kamyonun gürültüsüyle uçup gittiler. Ben de hazırlanıp son toplantı için etkinlik alanına gittim. Kendine Bakım Atölyesi’nde yine keyifli zaman geçirdik ve kendimize yazdığımız notlarla aslında bir farkındalığa da ulaştık. Kimimiz mesleki hayatına katkı sağlayacak bilgiler koydu bohçasına, kimisi hayatın koşturmacasında unuttuklarını hatırladı benim gibi. Şundan eminim: sadece herkes dönerken bir şeyler götürdü yanında.

Benim için “Burası Tamamen Bizim”le bir ilkti bu kamp. Çok eğlendim, çok mutlu oldum, çok da güzel insanlarla tanıştım. Biraz içime döndüm, biraz sosyalleştim, biraz nefes aldım. Gelecek yıl için belki denenmemiş atölyeler görmeyi, yeni şeylerle karşılaşmayı, yeni insanlar tanımayı ve belki etkinlik alanında çöp bırakılmadığını görmeyi dileyebilirim.

Bu hayatta yaptığımız, dokunduğumuz, gittiğimiz, gördüğümüz her şey benliğimizi oluşturuyor. Artık Öğretmen Ağı da benliğime katkı sağlayanlar arasında…

BİTTİ 🤗

Nevin Demirel / Matematik Öğretmeni / Çorum

Yorgunluktan lastiği patlamış bisiklet gibi hissettiğim bir gün, telefonuma bir mesaj geldi. Mesaj, canım Canan’dan: “Sen de gelsen ne güzel olur.”

O anda BTB Kampı kafamda yeniden canlandı. 2023’te gidip çok sevdiğim bir tecrübem vardı cebimde. “Nevin, kalk, çadırını kap, yollara düş.” dedim kendi kendime. Ve düştüm yollara...

Yolda aklımı kurcalayan bir şey oldu: “Mersin, Hatay, Adana öğretmenleri ne yiyor, ne içiyor da böyle çalışkan oluyor?” Gerçekten taşın altına ellerini koyuyorlar. Takdir edilesi, alkışlanası, bol bol teşekkür edilesi insanlar.

Çorum’dan Forum’a, oradan Erdemli Yaylası’na ulaştım. Banu ve Dilan’ın yardımcı tavırlarıyla yolum daha kolay geçti. Kampa varmadan tanıştığım ilk kişi, hafızama “Dağcı Mustafa” olarak kazındı. Enerjisi yüksekti. Bana yeni keşfettiği şelaleyi anlattı. Dinlerken düşündüm: “Mersin’de yaşasam, sürekli doğa belgeseli modunda yaşarım herhalde.”

Yol yorgunuydum ama kamp insanı candır. Daha ilk dakikada içimdeki enerji lambası yandı. Canan ile kurduğumuz çadırın yerini beğenmedik, onun bungalovunun terasına taşıdık. Ali de yardım etti. Her köşeden yardım eden insanların olması çok tatlı değil mi?

Canan, Ayşe ile kalıyordu. Onunla pencereden leylekleri sessizce izlemek çok keyifliydi. Nebi’nin “ilginç test”ini hâlâ herkese yapıyorum. Artık ben de şaşırtıyorum insanları, Nebi. Öğretmen olduğu halde tiyatro oyuncularını kıskandıracak performanslar gördüm kampta. Bir gece “Acaba kaç tane kayan yıldız görürüz?” diye gökyüzüne baka baka boynumuzu pert ettik ama değdi. Ben altı tane gördüm. Sonra sevdiklerime dilek haklarımı dağıttım. Bana gördüğünüz bir yıldızı hediye ederseniz çok mutlu olurum mesela.

Kampta kura ile çıkan kitabı da çok sevdim. Böyle tuhaf denk gelen hediyelere bayılıyorum. Unutulmaz bir andı benim için. Ayakta uyuyordum o an, “Nevin.” diye duyunca “Rüya mıydı?” diye düşündüm bir an. Kura bana çıkınca şaşkınlıktan pek bir şey diyemedim ama içindeki yazıyı da çok sevdiğimi söylemeden edemeyeceğim. Hangi öğretmenimiz yazdıysa ellerine sağlık. Bu arada kitabıma başladım bile.

Şimdi Gülcan’ın Değişim Elçileri Yaz Buluşması’nda hediye ettiği mumu yaktım, ayı izliyorum. Kampta teleskopla gördüğüm kraterlerini hayal ederek. Evim, Öğretmen Ağı hatıralarıyla dolmuş gibi. Bir bakıyorum mum, bir bakıyorum kitap, bir bakıyorum çanta… Hepsi bana sizi, kampı, sincapların gelişini, müzik seslerini hatırlatıyor.

Semih’in “Çorumlu ev arkadaşı” da zihnimde. Türkay hocamın atölyesinde boyuttan boyuta atladık. Gözde hocamla geodrama sayesinde matematiği hissetmenin mümkün olduğunu yeniden gördüm. Doğada Sanat atölyesinde yaratıcılığımızı, Turna Kuşu atölyesinde sabrımızı, Fotoğrafçılık atölyesinde dikkatimizi sınadık.

Çocukken “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna hiç tek cevap veremedim. Yıllar geçse de anladım ki insan çocukluğundan kopamıyor. Onu hatırlatan bir yer bulduğunda, uzak da olsa gidip sahipleniyor. Burası Tamamen Bizim Kampı da benim için öyle oldu. Doğanın içinde çocuk yanımı hissettim. Hem geçmişteki beni kucakladım hem de şimdiki hâlimi anlamaya çalıştım. Takas Pazarındaki bardaklar gibi renkli ve çeşitli insanların arasında olmak benim için güzel bir nefesti.

Hayatı anlamlandırma yolculuğumuz hiç bitmesin.
“Burası tamamen bizim!” diyebildiğimiz yerler hiç eksilmesin hayatımızdan.

Funda Aşkaroğlu / Okul Öncesi Öğretmeni / Hatay

Ben ve oğlum Rüzgar, Burası Tamamen Bizim Kampı’na katıldık. Daha kampa gitmeden önce Rüzgar’ın gözlerindeki heyecanı görmek benim için tarifsizdi. Bu heyecanı besleyen en önemli etkenlerden biri Dilan ve Begüm hocalarımızın kamp öncesinde düzenlediği online görüşmelerdi. Bu görüşmeler sayesinde Rüzgar, henüz yola çıkmadan kendini güvende hissetti, tanıdığı yüzlerle karşılaşacağını bilerek yola çıktı. Kendilerine, oğluma kendini özgürce ifade edebilme imkânı sağladıkları için tekrar tekrar teşekkür ederim.

Kampa beraber geldik ama burada anne-oğul kimliğimizin ötesine geçtik. Her birimiz kendi alanımızda eğlenme, öğrenme ve dinlenme fırsatı bulduk. Bu özgürlüğü ve rahatlığı sağlayan tüm arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Kamp boyunca katıldığım atölyeler hayatımda unutulmaz bir yer edindi. Özellikle Doğadan Sanata atölyesinde görev almamda bana destek olan Seval hocama minnettarım. Resim atölyesinde ise Veli hocamızın bir resim üzerine yaptığı derin ve anlamlı açıklamalar, içimde resme olan ilgiyi yeniden canlandırdı. Ona da ayrıca teşekkür ederim.

İtiraf etmeliyim ki, kampa katılıp katılmamak konusunda en başta tereddütlerim vardı. Ancak iyi ki gelmişim… İlk kez katıldığım bu kamp, hafızama kazınacak anılarla dolu. Bir dahaki kampın zamanını şimdiden sabırsızlıkla bekliyorum. Tek dileğim, biraz daha uzun sürmesi… Çünkü gerçekten tadı damağımızda kaldı.

Kucak dolusu sevgiler ve saygılarımla, emeği geçen herkese tekrar tekrar teşekkür ediyorum.

Görsel betimleme: Ağaçlarla çevrili açık bir alanda, üstü rengarenk şemsiyelerle süslenmiş bir bölümün altında 15 kişilik bir grup bir araya gelmiş şekilde poz veriyor. 

Dilan Özdemir / Matematik Öğretmeni / ADANA

İnsan ırkı önce Afrika savanlarında evrilmişti; burada birkaç yüz kişiden oluşan avcı-toplayıcı kabileler hâlinde yaşıyorduk. Bizim var olmamızın tek nedeni, bu insanların işbirliği yapmayı öğrenmiş olmasıydı. Besinlerini paylaşıyorlardı, hastaların bakımını üstleniyorlardı.

“Kocaman hayvanları alt edebiliyorlardı,” diyor John, “ama sırf birlikte çalıştıkları için.” Yalnızca bir grup olarak anlam ifade ediyorlardı. “Bildiğimiz tarım toplumlarının hepsi aynı temel yapıya sahip,” diye yazıyor John’un çalışma arkadaşlarından biri.

“Zorlu koşullarda güç bela varlıklarını sürdürüyorlar ama bunu sıkı bir toplumsal temas ağına ve aralarında çok sayıda karşılıklı yükümlülük bulunmasına borçlular. Bu doğa durumunda bağların ve toplumsal işbirliğinin dayatılması gerekmiyor... Doğa, bağın ta kendisi.”

“Yani insan içgüdülerinin her biri kendi başına bir hayata değil, kabile içinde yaşanan bu tür bir hayata dönük olarak bileylenmiştir. Arıların kovan ihtiyacı gibi insanların da kabilelere ihtiyacı vardır.”

“İnsanlara ait olacakları bir kabile lazım.” Uzun zamandır listemde olan Johann Hari'nin Kaybolan Bağlar kitabını bu yaz nihayet okudum. Sizinle paylaştığım bu kısma defalarca dönüp baktım. İşte benim sahici kabilem: Burası Tamamen Bizim Kampı.

2. günü sabahtan akşama kadar ailesel sağlık durumlarından dolayı kamptan ayrı düştüm.

Ard arda görevli olduğum üç atölye vardı. Başta çocuklar olmak üzere, bu işte ortaklık yaptığım Begüm; kampa ilk defa gelmesine ve mesleği bu alandan çok farklı olmasına rağmen Zeynep, benim varlığımdan daha iyisiyle her işi götürmüşler.

Kamptan ayrılmak zorunda kalınca yolda dedim ki kendi kendime, ancak ölüm-kalım beni buradan ayırırmış. Aramızdaki yükümlülüklerin, işbirliğinin, temas ağının bu denli olduğu daha iyi bir kabile nasıl olabilir ki?

Sağlık durumlarının daha iyi gitmesiyle, bu kabileme olan bağımı bilen sevgili ailemin, "Hadi sen git, orayı kaçırma; orası senin için çok önemli." deyip beni göndermesiyle ölüm-kalıma rağmen kabileme dönüyorum. Sağlıkla ilgili de her şey yoluna girdi, neyse ki.

Kampa gidince Şahin’in Kamboçya'dan İstanbul'a iner inmez arabaya atlayıp o kadar yol yapıp kampa gelip sürpriz yapma çılgınlığı ile karşılaşıyorum.

Kontenjan dolduğu için katılamayan sevgili Çiğdem dayanamayıp, "En azından geçerken bir selam vereyim," diye yanımıza uğruyor.

İkisi de ne büyük aidiyet.

İşte Burası Tamamen Bizim Kampı böyle bir yer. Var olun.

Bu mükemmel konaklama önerisi ve konaklamanın yönetilmesinde en büyük yükü sırtına alan Fatma'ya, ona destek veren Bahar ve Nebi'ye teşekkürler. Sayenizde tertemiz, kabilemize yaraşır bir konaklama yaptık.

Ve tabii ki canımın ta içi çocuklar. Kampta beraber büyüdüğüm çocuklar. Kampın büyüttüğü ve kampı büyüten çocuklar. En başından beri sağlam olan bağımız, bu sene sımsıkı hâle geldi. Daha şimdiden gelecek sene için kalbim atıyor, sizinle yapacağımız çalışmaları düşününce. İlk gün Ekin ve Beren'in bize bir eleştiri, bir kaygı ile gelmesi üzerine uzun uzun konuştuk. "İşte bu!" dedim. Kampın çocukları için eleştiri alanı açık ve kampın çocukları eleştiri kültürünü biliyor. Ekin’im, Beren’im çok teşekkür ederim eleştirinizi, kaygınızı paylaştığınız için.

Çocuk atölyeleri hazırlık ekibinde bize kolaylaştırıcılık yapma onurunu taşıyan canlarım Beren, Ekin, Hüseyin Deniz, Ahmet ve Ali Rüzgar… Kocaman bir teşekkür ve minnetle…

Burada tek tek saymak mümkün olmuyor. Ama biliyorum ki herkes gönülden elini taşın altına koydu. Hepimize teşekkürler.

İnsanın ait olacağı bir kabile ihtiyacı işte: BURASI TAMAMEN BİZİM KAMPI.

Görsel Betimleme: 2020 senesine ait 1. Burasi Tamamen Bizim Kampı’nın kapanış fotoğrafı. Yaklaşık 30 katılımcı ağaçların altında gülümseyerek poz veriyor. Ön tarafta yerde oturmuş çocuklar var. 

Görsel Betimleme: 2025 senesi  6. Burasi Tamamen Bizim Kampı. Ağacın altında ilk sene olan çocuklar yani Hüseyin Deniz, Beren, Ekin, Ahmet ve bu sene eklenen Ali Rüzgar, Değişim Elçilerinden Begüm, Dilan ve Seval gülümsüyor. 

Eylem Yılmaz Özmen / Matematik Öğretmeni / Mersin

Biliyordum ki ne kadar kötü hissetsem de arkadaşlarıma sımsıkı sarılmak bana o kadar iyi gelecek. Bu sene kötü süreçlerden geçiyoruz. Bu süreçler hepimizi çok yorduğu gibi beni de çok yordu. Bir de bunun üzerine mesleki anlamda kendimi tükenmiş hissetmek, üstüne tuzu biberi oldu. Bu haldeyken Değişim Elçileri Yaz Buluşması bana çok iyi geleceğini düşünüyordum. Bu hisleri başka arkadaşlarımın da hissettiğini duymak, bir nebze olsa da ilaç gibi geldi bana. Umudumu yitirmemem gerektiğini anladım, Nazım’ın “Yaşamaya Dair” şiirinde dediği gibi inadına yaşamaya ve direnmeye devam etmek gerektiğini anlayarak eve döndüm.

Değişim Elçileri Yaz Buluşması sonrası kamp hazırlıkları çalışma grubunun oluşturulmasıyla ve çevrimiçi toplantılarla başladı. Biliyordum ki şifalanmaya devam edeceğim gibi aynı anda şifa da dağıtacaktık. Şifalanmaya tam da ihtiyaç duyduğumuz an, imdadımıza Burası Tamamen Bizim Kampı yetişiyordu. Çünkü kampın da isminde yer aldığı gibi: “Burası Tamamen Bizim”di.

5 yıldır gittiğimiz kamp alanını başka bir mekâna taşıma kararı aldık, büyük kaygılarla. Sevgili Fatma’nın büyük emekleriyle yeni mekânımızı bulmuştuk. Daha mekâna giriş yaptığımız ilk anda kaygılarımızın yersiz olduğunu anlamıştım. Sincaplar eşliğinde uyanmak, gece sisler içinde dost muhabbeti eşliğinde türküler dinlemek ve söylemek, birbirinden değerli atölyelere katılmak, birlikte gülmek, eğlenmek, birbirimize sımsıkı sarılmak hepimize çok iyi geldi.

Bu yıl kampta yepyeni bir deneyim yaşadım. Kampta büyüyen kızlarım inisiyatif alıp atölye hazırladılar. Tabii ki daima yanlarında yardıma Begüm ve Dilan hazır ablalarımızın destekleriyle bu görevin üstesinden başarıyla gelmelerini izlemek, beni duygulandırdığı gibi gururlandırdı da aynı zamanda. Bu kampın insanları nasıl beslediğini, yetiştirdiğini bizzat gözlemlemek muhteşem bir histi.

Yine dolu dolu, birbirimize doyamadığımız 3 gün geçirdik. Bu 3 gün göz açıp kapayıncaya kadar geçse de (bu arada Ekin ve Beren “Niye daha uzun değil?” diyorlar), katıldığım atölyelerden çok keyif aldım ama katılamadıklarımın üzüntüsünü de hep yaşadım. Bu sene kampımızın altıncı yılıydı ve eksiksiz her yıl katılmanın büyük sevincini yaşıyorum. Umarım seneye de bu geleneği bozmam.

Birlikte güçlenmeye, şifalanmaya ve birbirimize sımsıkı sarılmaya devam edeceğimiz nice kamplarımız olsun… Hoşça kalın, dostça kalın…

Görsel Betimleme: Bir kısmı piknik masalarında oturan bir kısmı ise ayakta olan bir grup öğretmen ekrana sımsıcak  gülümsüyor. 

Görsel Betimleme: Kamp kapsamına gerçekleşen bir atölye çalışması için bir grup öğretmen yün ip ile hummalı bir şekilde ahtapot yapmaya çalışıyor.

Zeynep Demiryapar/ Adana

Hayat bazen bizi beklemediğimiz yollarla sürükler, yeni insanlarla karşılaştırır ve biz de o akışa kendimizi bırakırız. Bu kamp, ruhuma iyi gelen bir mola oldu; öğretmenlerle dolu atölyelerde, paylaşılan her sohbette hayatın anlamına dair yeni kapılar araladım. Her bir insan, kendi evreninden bir parça getirdi bana ve o evrenlerle kurduğumuz bağlar, kelimelerin ötesinde bir değer taşıyor.

Dilan, seninle bu yolculuğu paylaşmak, hayatın en kıymetli armağanlarından biri oldu. Teşekkürler, varlığın bir öğretmen, dost ve ilham kaynağıydı.

Yolumuz daima aydınlık, sohbetimiz sonsuz olsun…

Banu Yücetaş / Psikolojik Danışman / Adana

15 Mayıs 2025, WhatsApp ekranıma bir fotoğraf ve bir grup bilgisi geldi. Kimden mi? Canım bacılarım Dilan ve Fatma’dan. Diyorlardı ki: “Burası Tamamen Bizim Kampı 2025 hazırlığına var mısınız?” Bu çağrıya kayıtsız kalamazdım çünkü katılımcısı olduğum güzelliğin hazırlığında olacaktım ilk defa. İlk teşekkürüm hazırlık ekibi arkadaşlarıma, çok şey öğrendim hepinizden.

Rutger Bregman, “Çoğu İnsan İyidir” kitabında, “İnsanlar kötüdür.” inancına kafa tutup, “İnsanlar iyidir.” varsayımının bambaşka seçenekleri mümkün kıldığını söylüyor. Rekabetten ziyade işbirliğine yatkın olduğumuzu, birbirimize güvenme içgüdümüzü savunuyor; adeta BTB Kampı’nı yaşayıp görmüşçesine...

Katıldığım ve katılamadığım her atölye içten çaba ve emek içeriyordu. Her biri için sonsuz teşekkürler. Ayrıca çocukların atölyeleri paha biçilemezdi ve kızım Ayça, “Oryantiring efsaneydi ve aşırı eğlenceliydi.” diye not düşmemi istedi.

Her “Yardım et lütfen.” çağrımda (sayısını kendim bile unuttum 🤭) destek olan Semih, beni “Atölye yapabilirsin.” diye cesaretlendiren Dilan, 5 yıllık mekân değişikliği kaygısını en aza indirmeye çalışan Fatma, Nebi ve Bahar, krizlere ve pürüzlere hemen çözüm bulan Nebi,  “Sen ne yiyebilirsin, ne hazırlayayım sana?” diye dertlenen Türkay, çocuk katılımını kampa ve hayatımıza en doğru şekilde dahil eden Seval, Takas Pazarında ortağı olduğum için çok mutlu olduğum Eylem, hiç beklemediğim ama en ihtiyaç duyduğum anlarda “Banu nasılsın?” diye soran Ali, yine sazını, sesini, sözünü duyduk çok şükür Cemal, ahtapot yaparken atölyemde olan ve kaygımı, heyecanımı yatıştıran tüm yetişkinler ve çocuklar, birbirimizi gördüğümüz her an evrensel rock işareti ile selamlaştığımız Ahmet ve Hüseyin Deniz, ablalık hissinin güzelliğini bana yaşatan Ceren ve Begüm, yine yeniden ruhumuzu şenlendiren Berfin, seninle ekip arkadaşı olmak efsaneydi Şahin ve hayatıma anlam ve değer katan tüm kamp arkadaşlarım, iyi ki tanış olmuşuz...

Ve BTB Kampı ile ilk defa Öğretmen Ağı’nı deneyimleyen kamp arkadaşlarımız; şuna inanın ki bunu yapabileceğiniz en doğru yerdeydiniz. Yolculuğumuz daim olsun.

Begüm Gökmen / Fen Bilimleri Öğretmeni / İstanbul

İstanbul'dan 4. kez Burası Tamamen Bizim (BTB) Kampı’na geldim. Her sene bu sıcakta önce bir Adana turu ile başlıyorum, büyük keyifle... Dilan bu sene Çukurova'yı tamamen yaşattı bize. Çok teşekkür ederim Dilan, bu deneyimi yaşamak, en önemlisi de seninle yaşamak çok güzeldi.

Kampta ilk kez hazırlık ekibindeydim. İnisiyatif almak, bunun için çalışmak, üretmek, heyecanlanmak çok güzeldi. Bu sene mekân değişikliği yaptık, birlikte Fatma’nın memleketi Erdemli’deydik. Tüm desteklerin ve aldığın inisiyatifler için kocaman sarılıyorum sana Fatoş.

İlk gün tanışma oyunu ile başladık ve her geçen yıl kalabalık oluyorduk. Daha çok tanışmak, daha çok temas, daha çok deneyim... Heyecanım giderek arttı. Daha sonra çocuklarla Oryantiring için keşfe çıktık. Keşif sırasının bile bu kadar eğlenceli olması, oyun için heyecanımızı arttırdı. Tabii Ahmet'in yeteneği ile haritalarımızı tamamladık. Hüseyin Deniz ile beraber sulu durakta durarak yine yaptık yapacağımızı, geçen seneden anlamıştık çünkü suyu çok sevdiğimizi.

"Kırılmayan Yumurta" atölyesinde Ekin ve Beren harikalar yarattı. Katılımcılarla kurdukları dil ve düzenleri, neredeyse kusursuz bir atölye olmasını sağladı. Ali Rüzgar'dan da bahsetmeden geçemem tabii, hiç durmadan ürettiği fikirleri ile aramızdaydı; iyi ki aramızdaydı.

Bu sene yaratıcı drama yöntemi ile fen öğretiminde gezegenleri konu almak istedim atölyemde. Ben BTB Kampı’nda atölye yapmayı çok seviyorum. Çocuk ve yetişkin bir arada olduğu gruplar bana her zaman çok daha öğretici ve keyifli gelir ki öyle de oldu. Tüm katılımcılarıma buradan sarılıyorum, çok eğlendik. Ulaş'ın, Cemal’in izinden gittiği gerçeğini de görmüş olduk birlikte. Ne güzeldin Ulaş.

Şahin ve Çiğdem hocamın sürprizleri ile tanıdık yüzler BTB Kampı’nda yerlerini aldı. Buraya aitlik müthiş bir şey, anlatılamaz. Geceleri bol muhabbetli, bol eğlenceli, şarkılı, türkülü, dertleşmeli geçti. Cemal’im Cemal’im, çok özlemişim seni. Tüm varlığınla oradaydın.

BTB Kampı benim için çok özel bir yer aldı yıllar içerisinde. Sanki gitmezsem olmayacakmış, bir şeyin ucundan tutmazsam mutsuz olacakmışım gibi. Buradaki gerçeklik, Begüm’ün kendisi gibi olmasını sağlıyor. İyi ki varsınız. Sizi çok seviyorum.

Ekin Su Özmen / Mersin

Bu satırlara nasıl başlamam gerektiğini hiç bilmiyorum. Beş yıldır bu kampa katılmama rağmen hâlâ gelirken çok heyecanlandığım ve bir sonraki kampı iple çektiğim bir alan burası. Dönüp baktığımda altı yıldır hepimizin burada büyüdüğünü görüyorum ve bu beni çok mutlu kılıyor.

Buraya ilk katıldığımda aklımda bir sürü soru işaretiyle gelmiştim ama şimdi burası benim ailem oldu. Bu kampın bana kazandırdığı bir sürü güzel dost oldu: Ali, Arda, Hüseyin Deniz, Ahmet ve ismini sayamadığım daha bir sürü arkadaşım… Aynı zamanda bu kampta bize sıcacık bir kucak açan Dilan abla ve Begüm abla; ne zaman “Acaba olmayacak mı?” diye düşündüğümüzde bizi cesaretlendiren, bizim sürekli yanımızda olan canım ablalarımız… Çok teşekkür ediyorum, bizim için çok değerlisiniz ve kıymetlisiniz. Bu kamptaki herkes benim için çok önemli ve değerli.

Bu yüzden olsa gerek, aslında bu samimiyetin, bu güzelliğin kaybolmaması için bu kampın çok da büyümesini istemiyorum. Tabii ki benim bu güzel duyguları tattığım, bu güzel duyguları yaşadığım alanı başka kişilerin de yaşamasını istiyorum ama insan sevdiği şeyleri paylaşmakta biraz cimri davranırmış. Ben de öyleyim aslında; bu sevgimizi içimizde yaşamak, çok dışarıya açmak istemiyorum çünkü bir şey ne kadar çok duyulur ve popülerleşirse, güzelliğini bir o kadar da yitiriyor.

Bu senenin benim için özel bir yanı daha var: Kardeşimle inisiyatif alıp iki tane atölye düzenledik, “Oryantiring” ve “Kırılmayan Yumurta” atölyeleri. Hazırlarken ne kadar kaygılansak bile yüzlerdeki mutluluğu görebildiğimiz için çok mutluyuz. Ayrıca bu atölyeleri düzenlerken aslında bizim bu kampta ne kadar büyüdüğümüzü fark ettim. Katılınca çok mutlu olduğumuz ve bizi çok eğlendiren atölyeleri bu kez biz bir başkalarına yapmak istedik. Oryantiring’e olan ilgi ve sevgi bizi çok mutlu etti. Bir sonraki sene tekrar yapmayı düşünüyoruz; bunu bir BTB Kampı geleneği hâline getirmek istiyoruz.

Tadına doyamadığım bir kamp oldu. Sürekli Beren ile “Keşke biraz daha uzun olsa.” diye konuştuk. Bu konuyu da gündeme getireceğim. Bence bir iki gün de olsa uzatılması gerekiyor bu kampın süresi. Çünkü bu alanın herkese ne kadar iyi geldiğini ve mutlu ettiğini görüyorum. Şifalı bir etkisi var bu Ağ’ın.

Burası tam anlamıyla benim için bir aile gibi oldu. Her seferinde heybeme bir sürü yeni bilgiler, mutluluklar, anılar, anlar ekliyorum.

Daha burada hissettiremediğim ve yazmadığım bir sürü güzel duygu var içimde. Emekleri geçen ve bizim burada birlikte büyümemizi sağlayan herkese çok teşekkür ederim. Bir sonraki kampı iple çekiyorum. Tekrar görüşünceye dek hoşça ve sağlıkla kalın…

Görsel Betimleme: Burası Tamamen Bizim Kampı’nın çocuk hazırlık ekibi “Oryantiring” haritalarını düzenliyor.

Hüseyin Deniz Binici / 13 Yaş / Hatay

Herkese merhaba, bu yıl Burası Tamamen Bizim Kampı’nın 6. yılıydı ve ben de kamptaki 6. yılımı geride bıraktım. Kampa gitmeden önce, yerle ilgili biraz kaygılarım vardı. Fakat alana adım atar atmaz Dilan abla ve Begüm ablayı görünce içimden dedim ki: “Tamam, burası tamamen bizim.”

Beren ve Ekin bana, “Sence hangi kamp en iyisiydi?” diye sordular. O an, diğer kampların daha iyi olduğunu düşünmüştüm. Ama eve dönünce, bu seneki kampın aslında çok daha özel olduğunu fark ettim.

Oryantiring durağında ıslanmadığım için biraz üzülmüştüm. Fakat etkinliğin sonunda, Begüm ablayla birlikte herkesi ıslatma kararı aldıktan sonra kendi kendime, “Benim de ıslanmam lazım,” dedim. Kovayı abime verip ortaya atıldım. Kısacası, bu yılki kamp benim için hem eğlenceli hem de unutulmaz bir deneyim oldu.

Fatih Özler / Konaklama ve Seyahat Hizmetleri Öğretmeni / Mersin

İlk Burası Tamamen Bizim Kampımdı ve benim için çok özeldi çünkü yanımda iki kıymetlim vardı: ablalarım. Onlarla birlikte bu atmosferi solumak, sadece kampı değil, anıları da paylaşmak demekti.

Daha girişte, tanıdık yüzlerin gülümsemesi ve sedir ağaçlarının gölgesinde yapılan hoş geldin sohbetleri, bu kampa katılmamızın ne kadar doğru ve anlamlı olduğunu gösterdi.

İlk gün tanışma çemberine katıldık. Farklı şehirlerden gelen öğretmenlerin hikâyelerini dinlemek, aslında hepimizin ne kadar ortak bir amaç etrafında toplandığımızı hissettirdi. Akşam olduğunda “Takas Pazarı”nın heyecanı ve türküler eşliğinde yakılan dostluk ateşi, yorgunluğu unutturdu.

İkinci gün atölyeler tam anlamıyla dopdoluydu. Bir yandan katıldığımız etkinliklerde yeni şeyler öğreniyor, diğer yandan diğer atölyelerden gelen kahkahaları duyup “Keşke hepsine yetişebilsek.” diyorduk.

Gecenin ilerleyen saatlerinde teleskopla gökyüzünü izlemek; ay, yıldızlar, gezegenler… Gökyüzünün altında, aynı anda hem küçük hem de kocaman hissettiren bir andı. İyi ki buradaydık.

Kapanış çemberinde herkesin paylaştığı cümleler, kampın sadece bir etkinlik değil, bir bağ, bir güven ve bir “biz” duygusu olduğunu bir kez daha hissettirdi. Etkinliklerin oluşturulmasında ve uygulanmasında emeği geçen herkese çok çok teşekkürler.

Seneye, aynı gökyüzü altında, aynı samimiyetle buluşmak dileğiyle…

Gönül Kerimoğlu / Tarih Öğretmeni, Uzman Tarihçi, Siyaset Bilimci / Hatay

Dünya’ya hep ekvatordan, hatta yetmez deyip atmosferin dışından sarılmak ister canım. Bunun bir hayal olduğunu anladığım vakitlerde, işte hayalle gerçeği ayırt ettiğim zamanlara gider aklım. Bu zamanlar kamp zamanımdı.

Sabahın ilk ışıklarıyla Ali, ulaşım ve ekibi toplamaktan sorumlu olarak ve verilen sorumluluğu en iyi şekilde ve en içten yapan insan olarak beni ve oğlumu evden aldı. Amaç biz yokken şantiye şehrimde araç yerlerini meşgul etmemekti. Ne güzel bir düşünce.

İşte bu kamp en başından hep böyle, işini sevgi, samimiyet, öngörü ile düzenleyen insanlarla doluydu. “İş” dediğime bakmayın, bu kamp iş değil; gönüllülerin inisiyatifiyle hazırlanmıştır. Ben de bunu gitmeden hemen önce öğrendim. “İşte,” dedim, “çıkarsız ilişki için harika bir örnek.”

Evet, Burası Tamamen Bizim Kampı. Adım attığım ilk anda fark ettim bunu… Harcanan emek, saat her ilerlediğinde açığa çıkıyordu. Ekip işi olduğu, dayanışma ürünü olduğu, sevgiyle organize edildiği anlaşılıyordu. Çocuklara karşı değil de çocuklarla beraber hazırlanmıştı. Hatta ta en başından…

Bizi karşılayan kayıt masası heyecan ve ürkekliğimi fark etti mi acaba?

İşte yerleştik. Sedir ağaçlarıyla dolu, tam da benim sevdiğim gibi bir yer. Bol ağaç, bol doğa, çok ahşap, doğal sesler, gerçekle hayali bana yaşatacak güzel insanlar ve çocuklar, sincaplar, sevgili oğlum ve dostlar.

Biz ilk başta uyum sağlamakta zorlandık. Sonra ben, kendi adıma diyeyim, güzel olanın peşine düştüm.

Ev arkadaşlarım, iyi ki sizinle kalmaya karar verdim. Ne çok şey paylaştık. Derin ve samimi sohbetlerimiz oldu. Fahri ev arkadaşlarımız da eksik olmadı. Ne iyi ettiniz geldiniz, siz olmasanız o yumurtalar nasıl pişerdi? O sohbetler nasıl derinleşir ve renklenirdi?

Yok, biz Hatay mutfağını kampa taşımadık. Sevgili Özlem, sevgili Sibel, biz bunu yapmadık. Kocaman bir gülümseme bırakıyorum buraya. Yemekler taze kalsın diye olağanüstü bir çaba harcadık. Deneyim kazandık. Daha çok saklama kabı, daha çok hoşgörü gerekmiş bize; onu öğrendim.

Berivan, Sercan ve Serkan; sizi yakından tanıma şansım oldu. Bana yeni ufuklar açtınız. Tanışma çemberiyle, işte en büyük halkada yer alma vakti gelmişti. Ah, isimler beni hep korkutur. Çok isim kaldı aklımda. Korkumu yendim mi, nedir? Hayır, isimle kalmadı bende kalan.

Atölyelere katıldık:

Tanışma çemberinde tanıştım sedir ağaçlarının daimileri sincaplarla. İşte o zaman daha net anladım doğanın kalbinde olduğumuzu. Bizden korkmadılar. Çok mutlu oldum. Elimden yemek alacak kadar yakınımda olmaları beni çok heyecanlandırdı. Sevgili Ahmet, ekmeğini sana rahatça yedirtmedim. Kocaman bir gülümseme de buraya bırakıyorum.

Tarihi Kilikya Yolu Projesi’ni Prof. Dr. Murat Durukan Hocam ile tanıdım. Benim Hatay’da bir süredir üzerinde düşündüğüm projem için çok bilgi verdi bana. Kafamda daha da netleşti. Bir tarihçi, siyaset bilimci olarak söylüyorum: çok büyük emek ve ilgi ve liyakat ile hazırlanmış bir proje. Liyakati görmek beni çok mutlu etti.

Serbest zamanla ben güneşin batışına ulaşmak için çok çaba harcadım. Evet, maalesef bazı örümcek ağı evlerini bozmuş olabilirim. Özlem ve Sibel içimi rahatlattılar: örümcekler bundan çok muzdarip olmamışlar dediler.

Sevalimin sarma içi, masasını ziyaret eden yeni dostlarım ile sıcak atmosfer; Ayhan’ın kiralık sedir ağaçları; Ahmetimle ağaçkakan oluşumuz; oğlumun bulaşık deneyimi; Funda Hocam ve Ali Rüzgar’ın “Gönül ablaaa!” deyişi; araçta bile turna yapışımız… Bu güzellikler arasında şaşkın ben…

Ve güneş göçtü gitti. Gün geceye döndü.

Türkülerle söyleşi… Kazım Tatar Hocam, yüreğine sağlık. Dilin önemine işaret etti. Osmanlıca geldi aklıma. Harf devrimi… Osmanlıcada sesli harfler genelde yazılmaz. Arapça ve Farsçadan oluşturulan alfabe ile yazılır Türkçe sözcükler. Kendisinin de üzerinde durduğu bazı anlam karmaşası, belirsizlikler ve yanlış kullanımlar da buradan gelir diye düşünüyorum. Bir harf deyip geçmeyin, ne anlamlar değişir. Tıpkı “kalb” ve “kelb” gibi. Aynı harflerle yazılır. Anlamları cümle içinde değişir.

Genç Gözlemciler, sayenizde benim de Ay’da ayak izim var. Bulutlar her ne kadar Ay’ı bizimle paylaşmak istemese de sıraya üç defa girip tekrar tekrar baktığım doğrudur. Genç, girişken, yaratıcı gençler beni hep mutlu etmiştir. Umudumu tazelediniz. Zekânız ve girişimciliğiniz takdire şayandı. Tabii ki de sizi takibe başladım.

Takas pazarı… Çekiliş belki geliştirilebilir. Hoş, benim aklıma başka bir şey gelmiyor. Belki şans faktörü bu gibi durumlarda kabul edilebilir. Bardağımı çok sevdim. Sanırım artık o benle olduğu sürece çayımı onunla içeceğim. Kim seçmişse ne güzel etmiş.

Gece evde toplandık. Fahri ev arkadaşlarımız ve usul usul üstümüze çöken sis arasında doyumsuz muhabbet sayesinde sabaha karşı üç gibiydi yatağa girmemiz.

Sevgili Ceren, koca yürekli dünya güzeli insan… Sana dokunmak, senin ben bilmeden bize bu kadar dokunduğunu öğrenmek; seninle o anları, o gece yeniden yaşamak ve belki de beraber bir yarayı az da olsa iyileştirmiş olmak veya hiç iyileşemeyecek yaralarımız olduğunu fark etmek, daha çok karışık duygu ve düşüncelerle sana sarılmak… Çok sevgi yolluyorum sana. Daha çok anlamlı anlar paylaşmak dileğiyle.

Ve ikinci gün. Sıkı bir kahvaltı yapıldı.

“Acele edin, atölyeler başlıyor!”

“Hayır, daha dinlenemedim ki…”

Evet, lütfen sabaha atölye olmasın. Bunu konuşalım.

Yoga matım evde kalmıştı. “Matım da matım…” dedim, işte yoga yapamadım. Kocaman bir gülümseme de buraya.

Semih ile tükenmişlikle başa çıkılır mı diye baktık. Etrafını saran insan etkisi önemli efendim. Birbirini etkiliyor, tükenmiş veya tükenmemiş insan. Etrafınız hep ayağa kalkmak için enerjisini birbirine aşılayan insanlarla dolsun. İşte bu kamp öyle bir yerdi.

Tamam, doğru, bir atölye saatini kaçırdım ama dinlenmem gerek. Göz altlarım şişerse sizi görüntümle rahatsız ederim. Şaka bir yana artık “Dur!” demem lazımdı kendime.

Yaratıcı Drama ile İletişim ve Etkileşim atölyemiz… Aslında bağırınca ne kötüymüş anlaşmak. Parazit sayısı artıyor. En çok da çocuklar etkileniyor bundan. Evet veya hayır demeden önce bir kere daha mı düşünsek? Kestirip atmasak mı?

Turna Kanadında Origami, sevgili Canan ile atölye saatimiz geldi. Rengârenk origami kâğıtları ile gelmiş Canan, ellerine sağlık. Atölyenin hazırlık aşamasının her anında kapsayıcılığı ile çok değerliydi onunla çalışmak.

Evet, itiraf etmeliyim ki eksiklerimiz oldu. İş sabır isteyince, çocukların akıp giden zaman içinde sabırlarını ölçtük. Zor oldu. Turna hemen kanatlanmak istiyordu ama biz yetişemiyorduk. Semih açmış videodan tamamlamış turnasını. “Bak, ben yaptım.” dedi.

Ve gözleri çizilmeyen, kanadı çırpmayan bir turna kalmadı sonunda.

Ben bir atölyedeyken hep komşu atölyede kaldı gözüm. İşte ahtapot atölyesine dalışım da öyle başladı. Artık duvarıma tırmanan bir ahtapot var. Kendisi için duvarı su mavisine boyayacağım. Pembe ve mavi ne güzel bir arada yaşayacak.

“Asla, cinsiyetçi renkler mi?” dedi birisi.

Ve Forum Tiyatro, en iyi performansımızla kamptayız. İzleyicinin enerjisi olsa gerek. Dönütler beni çok etkiledi. Ezilenlerin uyandığı yarınlarımız olsun. İyi insan–kötü insan ayrımının dışında ayrışmadığımız zamanlarımız gelsin artık. Ve iyiler artsın. Çok artsın.

Karpuz ve kavun ile eve giderken yine sabahlayacağımız geceye doğru… Bu sefer daha az sis ile eve geçtik. Ben meydandaki müzik ve eğlenceden habersiz, dost muhabbetinin sıcaklığı ile saat üç gibi uyudum.

İşte gün aydı yine. Keşif için kalktım. Atları sevdim. Bir çifte atsalar hak ederim, bağlamışız onları oraya. Sırtlarından para kazanıyoruz. Ne benciliz.

Benden çok yaşlı ve deneyimli sedir ağaçları, sizlere sarılmak ne güzeldi.

Toplanma vakti geldi. Veda vakti.

Ben öz bakım atölyesi yerine kendimle kalma atölyesine devam ettim. Her tercih bir vazgeçiştir. Ve her vazgeçiş bir kayıptır. İşte kısıtlı zamanın bedeli.

Sarılma vakti. Kucaklaşma vakti. Teşekkür vakti. Koca yürekli insanlardan ayrılma vakti.

12 saat uyudum eve vardığım gece. Yıllardır bu kadar uyumadım.

Seval’im şöyle dedi bana: “Eee bak işte bu Öğretmen Ağı.”

En çok da sana teşekkür ederim sevgili Seval’im.

Emeğinize, yüreğinize sağlık. Kapsayıcı diliniz ve yüreğiniz ile bana kattığınız daha nice değerler için çok teşekkür ederim size…    

           

Görsel betimleme: Kamp katılımcıları büyük bir çember oluşturmuş; oluşturdukları çemberde beyaz sandalyelerde oturuyorlar.

Ceren Karabıyık / Psikolojik Danışman / Eskişehir

Benden önce yazılmış olan pek çok günlüğü okuduktan sonra, tekrara düşmekten tereddüt ederek yazıyorum bu satırları. Hayatta çoğu konuda olduğu gibi, farkında olmadan burada da korkularım, kalemimin ve duygularımın önüne geçiveriyor. Bu düşüncelerimi başka yerde olsam böyle şeffaf bir şekilde dile getiremezdim ve bu satırları silerdim ama burada, silmeden içimden geldiği gibi yazmak istedim...

Bu sene benim ikinci kampım oldu. İtiraf etmek gerekirse, kişisel sebeplerim ve olumsuz deneyimlerimden dolayı Çukurova tarafları senelerce uzak kalmayı tercih ettiğim bir yer oldu. Öğretmen Ağı (özellikle Burası Tamamen Bizim Kampı), birçok konuda olduğu gibi, bu konuda da olumsuz yaklaşımlarımı kırdı ve ben kendimi ikinci kez kampta buldum böylece...

Kamptan önce sevgili Dilan, evinin ve kalbinin kapılarını açarak misafir etti büyük bir özenle beni ve Begüm’ü. Bu sene içinde Yaşar Kemal kitaplarından birçoğunu okuma fırsatım oldu ve hepsinden çok etkilendim desem abartmış olmam. Dilan’ın vesilesiyle Yaşar Kemal’in yaşadığı Hemite köyüne ziyarette bulunduk. Çakırdikenlikler arasında yürüdük, yüzümüzü Çukurova’nın güneşiyle kavurduk, lezzetli yemişlerini tattık, tütün tarlalarını hayranlıkla seyrettik ve şelalelerinde serinledik... Bunları başkalarıyla yapmış olsam bu denli keyifli olur muydu bilmem ama sizlerle yaptığım için şanslı hissediyorum kendimi... Bunlar için çok teşekkür ederim sana Dilan’ım, ve daha birçok şey için: anlayışın, şefkatin ve bitmeyen inancın…

Ve Banu... Evinin, kapılarını, kalbini, mutfağını içtenlikle bize açtığın için minnetle... Hep bir abla sıcaklığında sarıp sarmalıyorsun çevrende kim varsa. Senin yanında soluklanmak, sakinliğini tatmak öyle iyi geliyor ki insana... İyi ki varsın, eksik olma...

Keyifli Adana turumuzdan sonra kamp vakti geldi ve yine çok özenli bir ulaşım ağı ile alana vardık. Bir işe başından sonuna kadar verilen emeği görmek ve bu emekle ilerlemek, her dakikasında bana kendimi çok değerli hissettirdi. Alanı ilk gördüğümde içimden geçen “Ne kadar ferah ve güzel bir yer, ağaçların kokusunu alabiliyorum.” oldu... Sonrasında her gördüğüm kişiyle uzun uzun sarılma ve konuşma isteği —ki bunu çok az yerde yaşarım...

Hem sevdiğim insanlarla aynı yaşam alanını paylaşmak, hem de şahane komşulara sahip olmak ne kadar güzel bir hismiş; bunu da yaşattı kamp... Hataylı komşularınız varsa asla kahvesiz ve neşesiz kalmazsınız.

Kamp başvurularında atölye seçerken çok zorlanmıştım. Tahmin ettiğim gibi de oldu. Bir atölyeye katılırken diğerinde aklım kaldı. Banu ile sevimli ahtapotlar yapıp onun sakin sularında yüzmek, Türkay’ın matematikle hayatı birleştiren şahane uygulamaları, çocukların inisiyatif alarak gerçekleştirdikleri oryantiring ve çok daha fazlası... Her atölye ayrı bir dünyaya aralanan kapıydı; içine ne derece girmek istiyorsanız, o derece yer alıyorsunuz orada...

Sürpriz yapıp gelenler oldu, yüzlerimizi güldürdüler. Belki de uzun uzun planlar yapmaya gerek yoktur her zaman, her yerde... —sürekli planlar yaparak yaşayan ben, bunu da cebime koyuyorum bu kampta...

Cemal ve Fatma... Ne kadar zamandır birlikte ürettiğimizi, çalıştığımızı hatırlamıyorum desem yeridir... Sizlerle çalışmak, ortaya çıkanı sunmak, her koşulda birbirimizi desteklemek benim için o kadar kıymetli ki... Buraya ayrı bir Word sayfası açmam gerekir yazmaya kalksam... Sizleri çok seviyorum, varlığınız ayakta kalmamı sağlıyor… Fatma canım, senin ne ifade ettiğin sorulduğunda “ayna” demiştim; öylesin... Annen, ablan, yeğenlerin, şakaların, Erdemli’nin en güzel terası, limonların ve üzüm bağların benimle geldi; hepsi şimdi kalbimde ve aklımda...

Berfin ve Duygu, sizleri kampta görmek, daha yakından tanıma imkânına sahip olmak paha biçilemez. Ayırdığınız vakit, sözümüzü çoğaltma gayretiniz inanılmaz...

Tabii ki Nebi ve Gamze’ye de bir parantez açmam şart... Benim üniversiteden en büyük “keşke”m oldunuz yakından tanıdıkça... Telafisi yapılacak. Nebi’nin korsan atölyesi seneye ana atölyelerden biri olmalıdır —bunu da söylemeden geçmeyeyim.

Seval... Sen çok özelsin. Kelimelerim yetmez şimdi seni anlatmaya...

Hakkında tek tek yazmak istediğim çok kişi var ama uzun yazıları okumak bir yerden sonra sıkıcı gelebiliyor; niyetim de sizleri sıkmadan aktarabilmek hislerimi...

Begüm’ün tükenmeyen neşesi, Şahin’in içinde kaybolduğunuz hikâyeleri, Ayhan’ın her işe çözüm bulan halleri, Semih’in çalışkanlığı, Özmen ailesinin içtenliği, Ahmet, Hüseyin Deniz, Ekin, Beren’in dostlukları ve şahane uyumları, Eylül’ün nahifliği, Zeynep’in heyecanı, Gönül’ün misafirperverliği ve şu an ya isimleri eksiksiz hatırlayamazsam diye çekindiğim komşumuz Hatay ekibinin yürekten sarılmaları (o geceyi ve o kahvenin tadını unutmayacağım ömrümce)... Dedim ya, herkesi tek tek yazsam sayfalar sürer sanırım... Yazamadıklarım da bilsinler ki buradalar hep... Tanış olup sevgi ve hasretle sarıldıklarım; kamp sayesinde tanıyıp kalbime iliştirdiklerim...

Bana güzel anılar, bol kahkahalar, samimi duygular, yeni öğrenmeler, kendime dair düşünmem gereken şeyler bırakan kampa ve kamp insanlarına teşekkür ederim...

Seneye gelebilir miyim bilemem, zaman ne getirir bilinmez. Bu sene kendimi tanımaya ve kendime vakit ayırmaya niyet ettiğim bir sene. Biraz her şeyden uzak kalıp kendimi bilmek istiyorum. Bu süreçte olur da ortak çalışmalarda buluşamazsak bireysel olarak görüşmeye her zaman açık kapım...

Sevdiğim bir kitaptan, bu kampın ardından bana kalan bir soruyla bitiriyorum sözlerimi:
“Başkalarının gözünde, olduğumu sandığım kişi değilsem, ya ben kimdim?”
Bu sene bu soruya cevap arama zamanı benim için...

Hepinizi sevgiyle selamlıyorum. İyi ki hepimiz buradayız!

Canan Aktaş / Türkçe Öğretmeni / Adana

Bu yıl 6. kez düzenlenen kamp için kendime ilk söyleyeceğim şey şu olsa gerek: “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şeyler, bayağı şeyler var.” Bu “bayağı şeyleri” yavaş yavaş ve zamanla anlamlandıracağımı düşünüyorum. Sonuçta hepimiz kendi kurguladığımız anlam dünyasında yaşamıyor muyuz?

Kamp benim için ne ifade ediyor diye şu an düşünüyorum, biraz mesafeli bir yerden, uzaklardan... Ağ’ı yakından tanıdığım yerdi benim için ve kurduğum bir cümle vardı: “Ağ’da olanlar iyi insanlar ve güven duyabilirim.” Kamp benim için şu an ne ifade ediyor bilmiyorum. Bazen bilmemek de güzel.

Kampa bu sene katılmayı özellikle önemsedim çünkü ne geçen sene kampa katılabilmiştim ne de bu sene Değişim Elçileri Yaz Buluşması’na.

Böylece Ayşe ile biraz koşturmacalı bir dönemin içinden geçip gittik kampa. Bu kampın onun için Öğretmen Ağı tanışması olacağından heyecanlıydım. Umuyorum, Değişim Elçisi olarak da aramızda olur.

Kampta ilk gün Ayhan’ın tanışma etkinliğiyle merhaba çemberindeydik. Çember benim için her zaman eşitlikçi bir yerde. Kapanış çemberinde Fatma, Ceren, Cemal (unuttuğum olabilir affola) “bakmak” eylemi üzerinden bir farkındalık etkinliği gerçekleştirdiler. Kendime ve diğerlerine bakmak bana iyi geldi. Görerek, gözeterek bakım… Bakımlar çeşit çeşit: öz bakım, sosyal bakım, zihinsel bakım, duygusal bakım… Kampın başlangıcının ve bitişinin çemberde olması öyle güzel ki çünkü… 💚

– Gelelim bu başlangıç ve bitişin arasında geçen o zamansal yolculuğa –

Gözde’nin dayanışmasıyla Mersin Üniversitesinden Murat Hoca, Kilikya Yolu projesini bizlere anlattı. Farklı bir öğrenme alanı sundu. Yorgunluğuma rağmen ilgimi çekmedi değil. Yol hikâyeleri merak uyandırıyor. Konuşmanın bir yerlerinde geçen “satın almak” söylemini çok anlamasam da galiba köylülerden bir yerleri alıp kamulaştırmaktan bahsediliyordu. Ya da ben öyle anladım; o da mümkün. Yine de kamu yararına satın almak üzerinden bir soru işareti bıraktı zihnimin bir köşesine bu söylemler. Sonra bu zihnimin bir köşesindeki soru işaretiyle ne yaparım bilmiyorum.

Akşam Bahar’ın dayanışmasıyla Malatya’dan Kazım amca, bize türkülerin hikâyelerinden bahsediyordu; bağlaması eşliğinde türküleri çalarken... Çok yakından dinleme fırsatım olmadı maalesef hikâyelerini türkülerin. Uzaktan türkülere kulak misafiri olmak da hoştu. Sonra gökyüzü gözlemi… Aya bakmak, yıldızları seyretmek, evrenin devingen hâli karşısında şaşkınlıkla ve hayranlıkla düşlemek güzel geldi. Bahar’ın dayanışmasıyla gökyüzü gözlemi için gelen gençlerden, yıldızların doğum ve ölüm serüvenine dair bir şeyler öğrendik. Ben ise aklımda Eşkıya filminin çağrışımlarıyla bir süre yıldızları seyre daldım. Kayan yıldızları görünce ölümün de farklı bir varlık şekli olduğunu düşündüm. Toz zerrecikleri nerelere dağılıyor, kim bilir? Dönüşüm üzerine düşünülesi… Nevin yanımda, gördüğü kayan yıldızları sayıyordu; heyecanı çok tatlıydı ve içten. 😍

Geldik kampın kendine en has bölümüne:

Cemal’in bağlama eşliğinde türküleri, hepimize iyi gelen bir an şüphesiz. Ve belki de kampın tam da kendi hâlinde özgün kültürel dokusu burası diye düşünüyorum. İyi ki gelmiş Cemaller, yoksa kamp epey bir noksan kalırdı.

İkinci gün, erken uyanıp yoga yapmak istiyordum; ancak öyle yorulmuşum ki uyanamadım. Zaten kimseler de uyanamamış. ;) Sonrası atölyeler…

Beren’in, Ekin’in, Hüseyin Deniz’in, Ahmet’in, Begüm’ün ve Dilan’ın dayanışmasıyla ortaya çıkan atölyeler... Oryantiring epey eğlenceli ve birazcık da yorucuydu benim için. Sulu kısmına ayrıca bayıldım. Kırılmayan yumurtalar gerçekten kırılmadı mı, bilmiyorum.

Masal atölyesinde kodlamayla ilgili daha farklı bir çalışma olacağını sanıyordum. Beklediğimden farklıydı. Masal oluştururken çok keyif aldım ve ortaya çıkan masala kalbimi bıraktım. Farklı farklı masallar oluşturuldu. İtiraf etmeliyim, empasapienslerin masalsı yolculuğu beni en çok etkileyen masal oldu. Aysun ve Murat iyi ki böyle bir alan açmışlar. Hayal etmek, birlikte hayal etmek bana çok iyi geldi.

Yaratıcı Dramayla Etkileşim ve İletişim atölyesi vardı. Atölyeye komşu alanda bir sergi vardı. Doğada Sanatla Buluş atölyesinden oluşan renkli çalışmalar ve hemen altında resim atölyesinden eserler, oldukça renklendirmişlerdi etrafı ki dünyayı rengârenk görmek beni hep mutlu eder. Resimlerde çizilen güneşlere ayrıca kalbimi bıraktım. Biraz da meraklandım ne anlatıyor diye her birimize… Funda Hoca’nın çizdiği resimle içim ferahlarken, Rüzgar’ın resmine iliştirdiği yazılarla güneşe farklı açılardan baktım. Seval’in çalışmasını da önce güneşe, sonra dünyaya benzettim ve çalışmasının neyi anlattığını kendimce yorumladım: “Umuda benzer bir şeyler vardı.” Ama bence o bambaşka bir şey de fısıldamış olabilir resim kâğıdına — belki bizim kulağımıza da fısıldayıverir. Farklı bir portre (?) çalışması vardı Ahmet’in diye aklımda. İtiraf etmeliyim, ürpermedim değil. Belki burada ne anlatmak istediğini bizimle paylaşabilir ve anlam çoğalır. Bir de içimi ısıtan bir not ilişmişti Rüzgar’ın resminin köşesine: “İnsanlara yardım eden güneş.” Yolumuzu aydınlatan güneşimiz bol olsun.

Dramada, Yücel ve Nazlı Hoca’nın eşliğinde iletişim ve etkileşim oyunları oynamaktan çok keyif aldım ve biraz da yoruldum. İletişim üzerine birlikte düşünmek de güzeldi. “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlar her şey.” Atasözlerine biraz da mesafeli bir yerden, eleştirel bilinçle... İyi ki drama.

Gözde’nin Geodrama atölyesine de meraklandım çünkü yazdığı kitapta formül vardır diye sanarken, bir de baktım ki Telve’nin hikâyesiyle geometri yan yana durmuş ve yaşamın içinden bir etkinliğe dönüşmüş geometri. Buradan tüm matematik ve geometri hocalarıma biraz biraz hayıflandım.

Origami Sanatı: Turna Kuşuyla Origami Sanatına Yolculuk
Sadako Sasaki, 6 Ağustos 2025 barış için anma etkinlikleriyle kolektif etki olabileceğini umarak çok heyecanlanmıştık Gönül ile. 💗 Ancak hem çok yorulmuş hem de yeterince bir ön hazırlık yapmamış olmamdan dolayı zorlandım. Bazen çok da iyi bildiği bir hikâyeyi ifade etmek dahi istemiyor insan. Bilmem neden... En çok da Gönül’ün yorgunluğunu paylaşamamış olmaktan dolayı çok üzgün hissettim. Katılımcılara sabırları, emekleri ve anlayışları için ayrıca teşekkür ediyorum. Başka bir zaman yine turna kuşu katlarız, neden olmasın? Seneye bir dilek ağacı fikri şimdiden aklımızda olabilir mi, olamaz mı... Bence mümkün. (:

Gönül’ün onca yorgunluğuna rağmen ahtapot örgüsüne ise hayranlıkla baktım. Banu’nun atölyesinden gelen ahtapot ve Gönül’ün turna kuşları birlikte öyle güzel bir bütünlük oluşturmuştu ki… Bu bence oldukça anlamlıydı.

Sonra ne mi yaptım? Bir süre kendi başıma kalmak istedim ve bu bana iyi geldi. Gönüller, Hatay sofrasının sıcaklığını paylaştı; Adana’dan daha sıcak geldi sofraları. 💗

Akşam, Tabu’yu izlerken eğlendik. Ta uzak yollardan “Seyyah Bey” Şahin gelmişti. O sıra işsizlikten olmalı biz de Nevin, Duygu, Ayşe, Gözde hayli bilimsel konularla ilgili kafa yorduk. Birlikte kafa yormak da güzel. Nevin ile yeniden bir kamp deneyimlemek ayrıca güzel. Ve Berfin’in aramızda olması çok güzel.


Forum tiyatroyu izlerken gülenler, düşünenler, sorgulayanlar olmuş olmalı. Sonra Ayhan birden beni çağırdı, şaşırdım; kendimi daha verememişken doğaçlamaya bir rolün yerine geçtim. Ezen rolünde durdum öylece. Düşündüm, izledim ve sustum. Çünkü ezen de ezilen de bir kısır döngü. Susmak da bazen bu kısır döngünün içinden çıkarır mı? Çünkü kendimize ait olmayan bu söylemler otorite oluşturuyor; otorite ise ezen-ezilen ilişkisi... Velhasıl-ı kelam, Forum Tiyatro çalışması farklıydı. Ne kadar anlaşılabildi, anlayabildik bilmiyorum. Ben kendimce yorumladım. Üzerine derin düşünülesi…

Sonrası, gitarda İsmail ve masadakiler; şarkılar eşliğinde konudan konuya zıplamalı sohbetlere tanıklık etti. Begüm’ün bir ara “esenlik anları” —belki “esenlik köşeleri”— ile ilgili söylemi bence oldukça önemli bir tespitti. Hiç farkına varmadığım bir şey. Seneye ne hoş olur.

Sabah güneşiyle beraber ormana yürüyüşe gittim. Bu, benim için kampın en şahane anlarından biriydi. Akşamdan kalan kafamdaki sorgulamalarım devam ederken, orman yürüyüşünde karşıma çıkan sayısız karınca yuvaları ve yuvalarının etrafına topladıklarını gördüm. Bu manzara bana uzun uzun düşünme fırsatı verdi. Çocukken, “Karıncalar birbirini nasıl tanıyor acaba?” diye merak ederdim. Yuvaları görünce epey inceledim. Karıncalara baktım, çalışma şekillerine... Sonra şunu düşündüm: Doğa için büyük, muazzam bir şey yaptıkları kesin. Ve kendileri için de... Ancak fark etmeden ezme ihtimalimizin ne kadar da olası olduğunu düşününce, aslında bu düzende hepimizin ne kadar da ezen tarafta yer alabileceğimize şaşırdım ve üzüldüm. Ez cümle: Farkındalık mühim. Ve ben buralarla ilgili biraz daha derinleşmek niyetindeyim. Çünkü:

“Başka bir dünya mümkün.”

Görsel Betimleme: Ormanda iki yanda ağaçlar var. Ağaçların gövdeleri birbirine doğru eğilmiş ve dalları birbirine temas ediyor. Bazı ağaçların birkaç dalı kırılmış gibi duruyor. Ağaçların arasından masmavi gökyüzü görünüyor. Yerde ufak tefek taşlar ve kurumuş yapraklar var. 

Nebi Burak Ay / Özel Eğitim Öğretmeni / MERSİN

“Tutunamayanlar, aslında bir topluluğun içinde kendine yer arayan bireylerin sessiz çığlığıdır.” — Oğuz Atay

Bazen kendimizi tutunamayan hissedebiliriz. Burası Tamamen Bizim Kampı, o sessiz çığlıkların yankı bulduğu yer değil; aksine, her birimizin yerini bulduğu, birbirine tutunduğu bir alan.

Kamp günlüğüne her zaman sonlara doğru yazıyorum. Belki diğer günlükleri okumak daha zevkli geliyor, belki düşüncelerimi toplamak, duygularımın demlenmesi zaman alıyor, belki de sadece erteliyorum her işte yaptığım gibi.

Burası Tamamen Bizim Kampı’nın bu yıl 6.sını düzenledik. İlk gününden beri içinde olduğum, her sene daha da sahiplendiğim bu macera bizimle beraber büyüyor. Büyürken de her canlının yaşadığı gibi bazı büyüme sancıları çekiyor. Bu yılki sancısı, belki de kabuğunu kırdığı, konfor alanından çıktığı için daha da hissedilir oldu. Yıllardır Arslanköy/Şaymana’da devam eden kampımız bu sene Erdemli/Cedrus Life’a taşındı. İyi ki de taşındı. Taşınırken inisiyatif alan, her sene kamp için aldığı inisiyatifi giderek artıran Fatma’ya ayrıca teşekkür ederim.

Bu seneki kampın bir güzel yanı da ilk kez eşim Gamze’yi ikna edip kampa getirebilmiş olmamdı. Küçük Umay’ı kamp yerine çok yakın olan babaannesine teslim edip kampa gelebildik. Kampın yapılacağı tesise gelir gelmez kocaman sarıldım tüm arkadaşlarıma; kimini en son görmemin üzerinden bir ay, kimini üç yıl geçmişti ama herkesle aynı sıcaklıkta sarıldık.

Hazırlık ekibi olarak bu yıl çok yorulduk ama alana adım attığımız an yorgunluğumuz sevince ve mutluluğa dönüşmüştü. Tanışma çemberi, Kilikya Yolu Projesi derken akşam olmuştu. Bardak takas pazarı beklenmedik bir ilgi görmüş, izdihamı önlemek için sıra kurası çekmek zorunda kalmıştık. Banu ablamın ve Semih’in getirdiği bardakları almış olmak ayrıca mutlu etti beni. Banu ablam diyorum çünkü kendisi, onu tanıyan herkes için tam bir abladır. Dinler, anlar, hoşgörür, yol gösterir ve tüm ablalık özelliklerini taşır. İyikilerimden birisidir o.

Gece Kazım amcanın türküleriyle şenlenirken bir köşede küçük bir grupla derin sohbetlere dalmıştık bile. Sohbetin derinleştiği bir anda birden ayağa kalkıp yakın zamanda öğrendiğim eğlenceli bir kişilik testini uygulamak istediğimi söyledim. Herkes böyle şeylere meraklıdır zaten ve o küçük grup bunu hemen kabul etti. Hatta testi duyan yan masadakiler de hemen dahil oldular. Testin sonucunda herkes çok şaşırmıştı çünkü sonuçlar yüksek oranda doğru çıkıyordu. Basit bir testle başladık ama sonraki yorumlarımız ve test üzerine yaptığımız sohbetle bir atölyeye dönüştü. Testi uygularken güldük, eğlendik ve ben orada bitti sanıyordum. Ertesi gün testin methi ve doğruluğu kampa öyle bir yayıldı ki beni görenler testi tekrar yapmamı istiyordu.

2. gün atölyelerle hızlı bir başlangıç yaptık kampa. Tüm atölyeler çok keyifliydi. Yelpaze o kadar genişti ki bir tükenmişlikle ilgili konuşuyor, bir gezegenleri canlandırıyor, bir küplere sağdan soldan bakıp anlamaya çalışıyor, bir örgü ipinden ahtapot yapıyordum. Hepsinden güzel hislerle ayrıldım.

Gün batarken, daha Kamboçya storyleri bile silinmemişken Şahin birden kamp alanında beliriverdi. Herkeste bir şaşkınlık ve sevinç vardı. Şahin, birinde bana “Türkiye sınırlarındayken kaçırmayacağım tek etkinlik bu BTB Kampı.” demişti. Yine sözünü tuttu. Akşam ayağının tozuyla gelip bizi yöresel tabu oyununda yenen ekibin bir parçası oldu bu arada. Kaybettiğimiz için bunun hakkında fazla konuşmayacağım.

Forum Tiyatro ise ayrıca keyifliydi. Ezen ve ezilen kişilerin tiplemeleri harikaydı. Seval, İsmail, Ali, Murat Cengiz ve Gönül rolünün hakkını verenlerdendi.

Gece ilerlerken Cemal aldı sazı eline, bizi eski kamp gecelerimize götürdü. Kampın gündüzü ayrı, gecesi apayrı güzel. Ardından benim test ekibi geldi ve korsan atölyemin 2. oturumu başladı. Bol kahkahalı ve eğlenceli geçen test sonunda yine bitiremedik ve isteyen başka katılımcılarla 3. oturumu bile yaptık.

Görsel Betimleme: Gece saat 00:15 sularında tahta masa etrafında sıralanmış kişilik testini dolduran kamp katılımcıları.

Herkes teker teker çadırlarına ve bungalovlarına çekilirken yine bir kamp klasiği olan sabahçı kahvesi masamız kurulmuş, 10/10 bireyler ve hoş sohbetlerle gün birlikte ağartılmıştı.

Görsel Betimleme: Günü birlikte ağartmış olan Nebi, Gamze, Ceren, Dilan, Şahin, Begüm, Fatma ve Seval sabahın ilk saatlerinde bir piknik masasında oturmuş gülümsüyorlar.

3. günde yorgun ama mutlu bir şekilde son kez toplandık. Kendine Bakım atölyesi ile kapanış çemberinde buluştuk kendimize sözler verdik. Teşekkür kuyusuna teşekkürlerimizi bıraktık. Kapanış fotoğrafımızı çektikten sonra Dilan’la birbirimize sarılıp. “Bu senede dağılmadık.” dedik. Dilan’la biz telepatik olarak anlaşıyoruz. Konuşmasak bile aklımızdan aynı şeyler geçiyor hep. Çalıştığım en iyi ekip arkadaşı diyebilirim. Eee boşuna eş başkanım demiyorum. Sırası gelmişken hazırlık ekibindeki arkadaşlarım Fatma, Begüm, Banu, Bahar, Zekiye, Yücel, Eylem, Semih, Canan, Aysun, Ayhan, Seval, Ali, Sevgi, Gözde, Türkay, Sercan hepinizle çalışmak çok keyifliydi sizlere çok teşekkür ediyorum. Bu kamp bu sene var olduysa bu ekibin sayesinde.

Bir BTB Kampı’nı daha geride bıraktık. Seneye katılır mıyım? Bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey bu kamp yine olacak. Yıllar sonra bu ekipten kimse kalmasa bile BTB Kampı yine olacaktır. Çünkü biz el ele vererek bu kampı, ruhu olan yaşayan bir şeye dönüştürdük. İdeallerimizin, hayallerimizin ötesine geçiyor, değişiyor ve büyüyor. Bu bizim en büyük mutluluğumuz. Tekrar görüşmek dileğiyle…

Berivan Yıldız / Özel Eğitim Öğretmeni / Adana

‘’Yol bazen kaybolmak içindir, bazen de kendini bulmak..’’
Haruki Murakami

Ne aradığımı bilmeden çıktığım bu yolda, kendime tesadüf edeceğimi bilmeden… Burası, artık tamamen benim de!

İnsan bazen hiç tanımadığı yüzlerin arasında, sanki yıllardır beklediği dostlarına kavuşmuş gibi hisseder. Yaylanın serinliğini taşıyan rüzgâr saçlarımı okşarken yalnızca bedenimi değil, ruhumu da serinletiyordu. Tepemizde sedir ağaçlarının dalları, yıllardır birbirini tanıyan iki dost gibi gökyüzünde buluşmuş, bize gölge olmuştu. Aralarına serpiştirilmiş çadırlar, göğe asılmış çocukluk düşleri gibiydi. Her gülümseme, aramızdaki uzaklığı eritiyor; Virginia Woolf’un o sözü kulaklarımda yankılanıyordu: “İnsanın kalbinde başka kalpler için ayrılmış odalar vardır.” Benim kalbimdeki o odalardan biri de bu kampın ışığıyla doldu. İyi ki de öyle oldu!

Burada gördüm ki bu sadece bir kamp değil; iyiliğin, paylaşmanın, birlikte üretmenin somutlaştığı, kolektif bir bilinçdışının yüzeye çıktığı kocaman bir sahneydi. İnsanlar birbirinin yükünü kendi yükü gibi taşıyor; söylenen her söz, söylenmeyenleri de kucaklıyordu. Burası Tamamen Bizim Kampı, adının hakkını veriyordu.

Gündüzleri atölyelerde fikirlerimiz birbirine değiyor, geceleri sessizliğin içinden doğan dostane sohbetlerle içimiz ısınıyordu. Hiç tanımadığım insanlarla tanıştım bu süreçte ama tek bir an bile yabancı hissetmedim, hissettirmediler çünkü burada “yabancı” diye bir kelime yoktu; ‘yaban’ olan her şey bir anda ehlileşiyordu. Burası, “biz”in yaşadığı bir yere dönüşüyordu. Bir şarkının nakaratında seslerimiz birbirine karışıyor, farklı yaşamlar aynı ezgide buluşuyordu…

En çok da ev arkadaşlarımızla yaptığımız gece sohbetleri kaldı aklımda. (Beni onlarla bir araya getiren canım dostum İsmail’e de buradan teşekkür etmeyi bir borç bilirim. 💙)

Koşulsuz saygının ve samimiyetin hâkim olduğu o saatlerde, kelimelerimiz yumuşak, sessizliklerimiz anlamlıydı. Sadece ev arkadaşlarım değil, fahri ev arkadaşlarım da vardı tabii bu sohbetlerde. Cana yakınlıkları, yerinde esprileri ve sıcak tavırlarıyla her ânı daha neşeli kıldılar.

Evimize adım atan herkes, gülüşünü, kalbini de heybesinde getirdi. Gülümseyen biri, karanlık bir eve güneş ışığını taşırmış. Onlar, gecelerimize, sofralarımıza bu ışığı taşıdılar. 💙

Bu kamp bana unuttuğum bir gerçeği de hatırlatıyordu: İyi kalpli insanlar bir araya geldiğinde en yüksek duvarları bile aşabilirlerdi. Bu, kalplerimizin onca kötülükle sınandığı bu dönemde umut vericiydi… Didem Madak’ın dediği gibi:

“Birden içimde sevinçli bir gezegen keşfetmiştim, muhtemelen hayat vardı.”

Burada gördüğüm düşünce biçimleri, insanların birbirine yaklaşma şekilleri yalnızca umut vermekle kalmıyor, içimde yeni yollar, yeni pencereler açıyordu.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, bu kamp bana yanımda taşıdığım bir anı defteri gibi geliyor. Sayfaları dostlukla, üretkenlikle, incelikle dolu. Ve o sayfaların en parlak yerinde, renkli şemsiyelerin altında vedalaştığımız an var. Gözlerimizde biraz hüzün, dudaklarımızda eksilmeyen bir gülümseme… Çünkü biliyoruz ki ayrılık, aslında yeniden buluşmanın ilk adımıdır.

“Ve bir gün,

bütün şarkılar bir ağızdan söylenecek,

bütün sofralar bir masa olacak.”

— Edip Cansever

İyi ki vardınız! İyi ki “tamamen bizim” olan bu yere benim de adım düştü. Canım Edip’in “Masa”sını buldum ya, artık bırakmam.

Sibel Ezer / Matematik Öğretmeni  / Hatay

Bu yıl, ilk kamp deneyimimdi. Geçtiğimiz yıl deprem sonrası çadırda kalmak istemediğim için katılamamıştım. Artan bungalov sayısı ve – en önemlisi – Hatay ekibinin desteği sayesinde bu yıl katıldım. İyi ki de öyle yaptım!

Ağ, Değişim Elçileri Yaz Buluşmasında Enver’in de dediği gibi: “Tanısan seversin.”

BTB Kampı da tam olarak öyleydi. Anlatılmaz, yaşanır…

BTB Kampı benim için; dayanışma, kucaklaşma, anlaşılma, koşulsuz kabul görme, desteklenme, kocaman gülümseme, bir olma, birlik olma, birlikte susma, birlikte konuşma, birlikte gülme, ağlama, dinlenme, nefes alma, ait olma ve daha birçok şey demekti.

Kısacası: Her gün olumsuzluklara uyandığımız şu günlerde, ihtiyacım olan samimiyet ve aidiyetin ta kendisiydi.

Giderken verdiğimiz ilk molada, bizi alan servis şoförü hepimizi akraba zannetti. Akraba olmadığımızı öğrenince epey şaşırdı. Bu, daha önce de karşılaştığım bir durumdu. Çünkü biz birbirimizi kucaklıyoruz, sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi...

Ve işte, bizi biz yapan en kıymetli şeylerden biri de bu.

Kamp alanında dışarıdan bizi izleyen biri de aynı şeyi hissederdi muhtemelen. İyi ki varsınız! Hepinizi buradan tekrar kucaklıyorum. Ne kadar teşekkür etsem az kalır. Bu deneyimi mümkün kılan tüm hazırlık ekibine, katılımcılara ve özellikle ev arkadaşlarıma: Hayatıma kattığınız anlam, geçirdiğimiz o güzel 3 gün ve birlikte yarattığımız tüm o anılar için teşekkür ederim. 🥰

Türkay Tol / Matematik Öğretmeni / Adana

İlk Burası Tamamen Bizim (BTB) Kampı öncesi çadır, şişme yatak ve pratik kamp malzemeleri almıştım. Kamp, alıştığım konfordan uzak bir meydan okumaydı. 2024 BTB Kampı hariç tümünde kamptaydım. Benim için bu kamp, keyifle ve sabırsızlıkla gelmesi beklenen bir ritüele dönüşmüştü. 2025 BTB Kampı sanırım en stresli kampım oldu. Çünkü ilk defa 8 yaşındaki kızım Elif Bade ile katılıyordum. Baba-kız kampı olacaktı bizim için. Fakat aklımda ciddi sorular, kaygılar vardı.

Üşür müyüz? Bade üşür mü acaba? Sinek, böcek problemi olur mu? İlaç mı almalıyım? Ya benim kız “Kalmak istemiyorum.” derse, ya eve dönmek isterse? Alerji yapacak bir şey olur mu? Çadırın demirini tamir ettirmiştim, acaba sorun çıkar mı? Benim kız yine yemek seçer mi? Atölye yapacaktım ama o sırada Bade ne yapacaktı? Yani kamp benim için çok kaygılı başladı. “Çadırı nereye kursam?” diye kara kara düşünürken, Şaymana’ya çok alışmış olduğumu fark ettim. Burası yeni bir yerdi ve sorunlara yeni çözümler gerekiyordu. Sonra bir şey daha fark ettim. Sorun “Çadırı nereye kursam?” değil, “Çadırı nereye kursak?” olmuştu. Biz olmanın gücüydü fark ettiğim. Bir sorun varsa o sorunu pek çok kişi sahipleniyor(duk) ve çözüm üretmeye çalışıyor(duk). Ekip olmak, biz olmak, ağ olmak böyle bir şey galiba. Benim kızın “Ben bungalovda kalmam, çadırda yatacağım.” diye ısrar etmesi bana gururla karışık şaşkınlık yaşattı tabii. Banu ve güzel kızı Ayça, bungalovlarının balkonunda ağırladı bizim çadırı; en büyük sorun çözülmüş oldu bizim için.

Bizi kampta sedir ağaçları, sincaplar, rengârenk şemsiyelerden oluşan kocaman bir güneşlik ve tabii ağ insanları karşıladı. Sonrasında keyifli atölyeler, güzel sohbetlerle ve dayanışmanın gücüyle birlikte tüm kaygılarım yavaş yavaş kayboldu. Tüm kaygılarımın yerini “İyi ki geldik!” duygusu aldı. Kamp öncesinde olası sorun sandığım şeylerin, kızıma ve arkadaşlarıma güvenerek kaybolması benim için öğretici oldu.

Kamptan sonra aklımda kalanlar: Kilikya Yolu haritasıyla planlar yapmak, kızımın oryantiring maceralarını dinlemek, yine kızımla beraber iplerle ahtapot yapmak, keyifli bir Lezzet Ağı sohbeti, geometriye telveli bir bakış atarken yan taraftan gelen iletişim kahkahalarını dinlemek, Uzak Doğu'dan koştur koştur gelen bir seyyahın şaşkınlığı, İsmail’in “İzmir’de şiir dinleyemeyeceğiz.” hüznü, “Nebi çocuğu nereye bırakmış?” merakı, “Cemal gelmiş, Yakup nerede?” sorusu, “Bu insanlar (biz) tiyatroyu ve dramayı çok seviyor.” hissiyatı, “Aferin kız Fatma, güzel yer bulmuşsunuz.” huzuru.

Kamp öncesi Öğretmen Ağı Genel Merkez (seviyorum bu ifadeyi), Lezzet Ağı’nda bir yıl nasıl geçti sunumu hazırlaması bence kamp için çok önemli ve keyifli bir katkıydı. Kamp öncesi yapılan toplantılar, planlamalar, çocuk katılımı, teker teker buradaki herkes BTB Kampı’nı çok özel bir yer hâline getiriyor. Kapanışta kampa bir teşekkür bırakırken kampı benim için daha keyifli bir yer hâline getirdiği için kızıma teşekkür etmiştim. Aslında o teşekkür sadece kızıma değil, kampta bize destek olan herkes içindi. İyi ki varsınız. Benim kız da Ağ’a katıldığına göre, 2026 kampını merakla ve hevesle bekliyoruz.

Ayhan Binici - Türkçe Öğretmeni - Hatay 

Toroslar’ın eteğinde Avgadı Yaylası’nda sincapların ve yaban domuzlarının ev sahipliğinde, kuşların cıvıltısı eşliğinde bu yıl altıncısını düzenlediğimiz Burası Tamamen Bizim Kampı’nı sonlandırmanın burukluğu var üzerimde.

Her kamp bize yeni deneyimler, yeni arkadaşlar, yeni meydan okumalar kazandırırken, bu sene yıllardır kampımızı gerçekleştirdiğimiz Arslanköy Şaymana Tesisleri’nden ayrılıp, yeni bir mekân arayışı sonunda bulduğumuz Cedrus Life Tesisleri’nde gerçekleştirdik. Hazırlık aşamasında işletmecilerle yaşadığımız sıkıntıların [oraya vardığımızda da kısmen de olsa (çadırda kalanlar için zorlayıcı, elektriğin verilmemesi, ortak duş alanlarının olmaması veya çok uzak olması) devam etmesi canımı sıksa da] herkeste olduğu gibi bende de bir “Nasıl olacak?” kaygısı vardı. Ancak her zaman olduğu gibi biz ağdaşlar berabersek, her zorluğu aşabileceğimizi gösterdik. Hazırlık aşamasında yaşanan küçük küçük olumsuzluklar, kampın sonunda bizlere yepyeni bir öğrenme ortamı sundu.

Origami atölyesinde Sadako’ya eşlik etmek, ahtapot atölyesinde rengârenk ve birbirinden farklı sayıda kola sahip olan ahtapotlar örmek, türkülerle söyleşilerde Kazım amcanın türkü hikâyelerini dinlemek (birçok türkünün kadın meclislerinde ortaya çıktığını öğrenmek fevkalade güzeldi), Kilikya Yolu’nda tarih yolculuğu yapmak, dalların sadece dal olmadığını, işlenince evlerimizi süsleyecek çerçevelere dönüştüğünü görmek, tükenmişliğin de tükenebileceğini hissetmek, her ne kadar Sisler Bulvarı’nı andıran gecede kraterlerini görebilmek ama sisin yoğunluğundan galaksi ve gezegenleri görememek biraz üzse de türkülerin sıcaklığında hemen yeni galaksilere gitmek, yepyeni yolculuklara bazen de geçmişe yolculuk yapabilmek, eleştirel erkeklik bağlamında söyleyecek sözü olanları duymak, sabahın serinliğinde içilen kahvelerle, dostlarla yapılan sohbetlerle (yaban domuzu sürüsünü görmek biraz ürkütse de) ve kapanış çemberinde herkesin gelecek yıla kadar nasıl sabırsızlıkla bekleyeceğini duymak…

Evet, Burası Tamamen Bizim. Çünkü bizi bir arada tutan değerlerimiz var oldukça, burası da tamamen bizim olmaya devam edecek. Seneye yeni bir hikâyede görüşmek üzere…

Ali Gür / Matematik Öğretmeni / Antakya

"Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan, umuttan, sevinçten ne anlar?" diyor Şükrü Erbaş, Ömür Hanım’la Güz Konuşmaları’nda...

Derdimiz çok, kederimiz de, acımız da öyle... Tam bu noktada, kolektif bir biçimde bir arada duruşumuzla umuda, sevgiye, mutluluğa adım atıyoruz. Burası Tamamen Bizim, bir aradalığımızın, “ben” değil “biz”in doruklarda yaşandığı en önemli yerlerden biri benim için.

Benim ikinci kampımdı. İlkler unutulmaz; Şaymana’nın yeri başka elbette ama Cedrus doğasıyla büyüledi beni. Ormanın fısıldayışları, sincaplar, geceleri inen sisler ve yağan çiğ, inceden bir serinlik… Ağ insanının o karşılıksız, koşulsuz kurduğu bağlar bizi daha da güçlendiriyor. Bunu kampın her anında hissettim.

İsim belirtmeye başlasam birini unuturum diye korkuyorum. Bu sebepten, bu kampı var eden ve birlikte geçirdiğimiz üç günü dolu dolu yaşayan ve yaşatan, sıcak gülümsemesini esirgemeyen dostlara gönülden teşekkürler.

İyi ki varız.

Ahmet Binici / 16 Yaş  / Hatay

Bazı konularda pek de yeniliklere açık bir kişi olduğum söylenemez. Bundan dolayıdır ki Burası Tamamen Bizim Kampı 2025’e, iki yıl aradan sonra yeniden katıldığımda (şahsen benim için bu iki yıllık ara önemliydi çünkü içimde kampa karşı bir bekleyiş oluşmuştu), neyin ne olacağı benim için biraz kafa karıştırıcıydı. Çevremdeki insanlar aynı olsa bile eski mekanla kurmuş olduğum beş yıllık bağ, bir şekilde bu kafa karışıklığını artırıyordu.

Tüm bu düşüncelerimden sonra mekâna gidince, kafamdaki düşünceler şekil değiştirmeye başladı. Artık mekândan çok, orada neleri nasıl yapacağımızı düşünmeye başladım. Neyse ki bu temel sorunları atlattıktan sonra, ilk önce tanışma etkinliğini yaptık.

Bu günlüğü klasik bir günlük olarak mı yazsam diye biraz kararsız kaldım. Gerçi klasik nedir ki? En sonunda "kendi stilimle" yazmaya karar verdim. Bundan dolayı düşüncelerimin daha ağır bastığı bir yazı olacak.

Kamptaki yaşamımız tanışmadan sonra normal bir şekilde devam etti. Oryantiring atölyesi için kısa bir keşif yaptık, bazılarınızın hiç geçmediği yollardan geçtik ve rotayı oluşturduk. Bunlardan sonra da alana dönüp haritamızı oluşturduk, sonrasında terasa gidip orada biraz oturdum. Akşam olunca ve müzik başlayınca tekrar alana döndüm ve orada zaman geçirdim. Orada bazı şeyler düşünmüştüm ama şu anda tam hatırlamıyorum. En son Nebi Abi bize bir test yaptı. Aslında bütün soruları yanıtlamama rağmen pek konuşmadım. Sadece hangi su türü ile ilgili soruyu yanıtladım, o bayağı aklımda kalmış. Neyse, bütün bunların ardından ilk gün bitmişti.

Sabah uyanınca çadırdan çıktım ve biraz dolaştım. Ardından Hüseyin Deniz de uyanınca, onunla birlikte köye gitmeye karar verdik. Önce yürüyerek gitmeyi düşünmüştük, ancak sonra Hüseyin Deniz bir çılgınlık yapıp "Otostop çekelim mi?" dedi ve biz de otostop çekmeye başladık. Fark ettiğim şeylerden biri, yoldan geçen arabaların birbirlerine göre farklarıydı. En sonunda otostop çektiğimiz Tesla marka araç durdu. Onunla köye kadar gittik. İçerideki abi iyi bir insana benziyordu. Onunla biraz sohbet ettik. İndikten sonra yapmamız gerekenleri yaptık ve tekrar yola koyulduk. Bu sefer bir kamyonet durdu ve onun kasasında kampa doğru yolculuğumuz başladı.

Gittiğimizde çoğu kişi uyanmış, sincapların hepsi ortaya çıkmıştı. Kahvaltımızı yaptıktan sonra kampta yapacağım ilk atölye için hazırlıklara başladık. İlk atölyem, daha önceden yapılmış Oryantiring atölyesiydi ve bu yüzden biraz deneyimliydim. Ama yine de bir ilk olmasının heyecanı vardı. Neyse ki o muhteşem sıcak altında etkinliği tamamladık. Biraz aradan sonra resim atölyesine katıldım. Kamp normal bir şekilde devam ediyordu. Diğer atölyeler de bittikten sonra akşam oldu. Önce biraz saklambaç oynadık ve Ulaş'ın rehberliğinde bizi hiç bulamayacakları bir yere saklandık. Her ne kadar önceki gün alanı gezmiş olsam da oraya gitmemiştim. Burada hiç ışık yoktu ve bütün gökyüzü görünüyordu. Bütün bunlardan sonra çocuklarla birlikte oturdum. Onlarla sohbet ettik. Ve o sırada çiğ yağmaya başladı. Buna pek aldırış etmedik ve oturmaya devam ettik. En sonunda günü de bitirdik.

Ertesi gün, yani son gün, uyandım ve eşyalarımı topladım. Artık burada yapılacak bir şey yoktu. Biraz zaman geçtikten sonra terasımıza misafirlerimiz gelmeye başladı. Onlarla sohbet ettik derken, kapanış çemberinde toplandık. Herkesi son kez gördükten sonra gitme vakti gelmişti. Servisimize bindik ve Hatay'a doğru yola koyulduk.

Bu yıl kamp, iyisiyle kötüsüyle, acısıyla tatlısıyla bitmişti.

Seval Binici / Türkçe Öğretmeni / Hatay

Sevgili Günlük,

Yaşananın çokluğundan, hem de nitel ve nicel olarak, yazacak hiçbir şey bulamadım.

Söylenecek sözler içinden yazılan öyle az olacaktı ki her şeyi kendime bırakmaya, zamanla ne hatırlanıyorsa onun kalmasına karar verdim.

“Burası Tamamen Bizim” olan “Tamamen Hepimizin” olana kadar buluşmaya, kavuşmaya devam edelim dilerim.

Duygu Topçu / Öğretmen Ağı İçerik ve Etki Sorumlusu / İstanbul

İlk akşam, meşe ağaçlarının dallarında gezinen sincaplara biraz daha göz attım ve gökyüzü gözlemi toplaşmasına yanaştım. Göğe bakıp ne kadar küçük olduğumu hissetmeye bayılıyorum; insanın içindeki dert tasa o anda kayboluyor vallahi.

Gökyüzü atölyesinde genç üniversiteli arkadaş (adını hatırlayamadığım için kendisinden içtenlikle özür diliyorum), sohbetiyle ve rehberliğiyle kamptan sonraki günlerde gökyüzüne yeniden bir dönüp bakmam için ilham verdi (buradan bir de teşekkür yolluyorum isimsiz kahramanıma).

Derken geçen gün Instagram’da fizikçi Brian Cox’a denk geldim. Diyor ki: Görebildiğimiz evren parçasında yaklaşık iki trilyon galaksi var; her birinde, Samanyolu’ndaki gibi yüz milyarlarca yıldız. Işığın bir galaksiyi baştan başa kat etmesi yüz bin yıldan fazla sürüyor. Üstelik gördüğümüz kısım, muhtemelen sonsuz olanın minicik bir kesiti. “Kimse bunu gözünde canlandıramaz; bu yüzden hiç endişelenmeyin,” deyip bitiriyor. Gerçekten canlandıramıyorum—ama bu iyi geliyor.

Evrende bir toz zerreciği olduğumu bilmenin huzuruyla kamp günlüğüme ne yazacağımı düşünüyorum. Nedense aklıma, Murat Hoca’nın kampta unuttuğu termosu iki yıl sonra —yine bir kampta— Nebi’nin elinden (içinde kalmış suyuyla birlikte!) geri aldığı an geliyor. İki yıl sonra bir termosun sahibini bulma yolculuğu, aslında Burası Tamamen Bizim Kampı’nın benim için neden özel olduğunu açık ediyor: Binbir uğraşla, emekle burası yaşamaya devam eden bir yer; kişiler değişse de, herkes her yıl gelemese de burada bir süreklilik örülüyor.

Bu yüzden Canan ve Dilan’ın kamptan sonra Değişim Elçisi olmasını; Fatma’nın okuldan arkadaşlarından birinin, Değişim Elçiliğini kastederek “Ne oluyorsak, olalım hadi.” demesini çok iyi anlıyorum.

Şimdi yazarken fark ediyorum: İlk akşam Öğretmen Ağı Kolaylaştırıcı Ekipte olduğum için içim biraz burkulmuş, öğretmenler arasındaki konumumu sevememişim. Profesyonel işimin bir parçası olarak onların yanında, onlarla birlikteydim. Ama artık biliyorum ki sadece Duygu olarak gelseydim de kucaklanırdım, kucaklanırım. Bundan emin olmak bile paha biçilemez!

Sevgili günlük, bu sene Burası Tamamen Bizim Kampı sayesinde evrende daha büyük bir toz zerresine katıldım; çok mutluyum.

Gamze Ay / Psikolojik Danışman / Mersin

Sevgili günlük,

Burası Tamamen Bizim Kampı’na katılma konusunda eşimin 5 yıldır amansız ısrarları sonucu bu sene katılma kararı aldım. Bu kararı vermemde etkili olan bazı nedenler vardı. Bunun ilki mekân değişikliği; önceki mekânın konfor anlayışı bana göre olmadığı için katılmak konusunda cesaret edemiyordum. İkincisi ise üniversiteden arkadaşım olan, uzun zamandır görmediğim Ceren’in gelmesi. Tabii yine de endişelenmiyor değildim. Çünkü 9 aylık bir bebeğim var ve ilk defa ondan bu kadar ayrı kalacaktım. Bu kadar endişeli ve kafamda soru işaretleri olmasına rağmen kamp bana o kadar iyi geldi ki…

Alana adım atar atmaz o güzel enerjiyi hissettim. Daha önce Öğretmen Ağı’ndan tanıdığım Yücel ve Eylem çifti, hoş sohbetleri ve her zaman aile gibi hissettiren tavırlarıyla sarıp sarmaladı beni. Dilan, enerjisi ve sürekli gülen yüzüyle bütün olumsuz şeyleri unutturdu oradayken. Gözde, sohbetiyle ve gülünce kısılan gözleriyle karşıladı beni. Ceren, seni çok özlemişim. Geçmişin güzelliği, hatırası ve geleceğin en güzel şeyi olarak devam edeceksin hayatıma. Banu abla, ablalığını yaptı yine. Takas pazarına getirdiği fincanı çok beğenince hemen takımın hepsini vermeyi teklif etti. Cemal’in güzel sesini duymayalı uzunca bir zaman olmuştu.

Tabii bu kampta daha önce ismini duyduğum ama tam olarak oturup sohbet etme şansımın olmadığı bazı insanlar oldu. Bunlardan ilki Şahin, ikincisi Fatma idi. Bu iki insan sanki hep tanıdığım, her gün buluşup sohbet ettiğim, paylaşımda bulunduğum insanlar gibiydi. Bizim evde eşim Nebi Burak o kadar çok bahsediyordu ki onlardan; tanıyınca onun bahsettiği kadar güzel insanlar olduğunu anladım. Ama Fatma’ya ayrı bir parantez açmak isterim. Kendisi tam 10/10’luk bireymiş, ama 6/10’a razı, o 6 hep cepte.😊

Kamp hakkında konuşmam gerekirse; gerek tesis ve koşulları, gerek konulan atölyeler beni yeterince tatmin etti. Kampa karşı önyargımı yıktı. Benim için her şeyden daha önemli olan şey ise sevdiğimiz insanlarla kavuşmak, yeni insanlar tanımaktı. Son zamanlarda en çok ihtiyaç duyduğum şey, yargılanmadan ve koşulsuzca birilerinin beni kabul etmesiydi. Kamp, bu anlamda aile gibi sıcaklığıyla sarıp sarmaladı beni.

Umarım seneye kızımı da getirmek nasip olur. Her şey için Burası Tamamen Bizim Kampı ekibine teşekkür ederim. Bu kampa ben olarak geldim ama biz olarak ayrıldım. Seneye görüşmek dileğiyle.

H. Gözde Uysal / İlköğretim Matematik Öğretmeni / Mersin

Bu yıl kampta hissettiklerim, önceki yıllarda hissettiklerime benzemiyordu. Kurucularından biri olsam da, her yıl katılamasam bile hazırlık aşamasında destek olmaya çalışsam da bu yıl o bağın uzağında hissettim kendimi. Özellikle son iki yıldır beni bir şeyler bu kampa katılmaktan alıkoyuyordu. Bu da yalnızlığıma çok fazla alışmama sebep oldu. Bu sene kendimi bir şekilde bu kampa katılmaya ikna ettim. Ama ne yazık ki hep dışarıdan izledim sizleri; size dâhil olup yaşadığınız coşkuyu, birlikteliği paylaşamadım.

Güzel anlarım da olmadı değil. Murat Hocamla sohbetimiz, Kilikya Yolu söyleşisinden sonra da epey sürdü. Türkay’ın atölyesinde bir nesneye farklı açılardan bakarken, Veli Hocamın atölyesinde kendi iç dünyama farklı açılardan bakmayı, bir resmi okumayı öğrendim. Kendi atölyemden önce Canan ile “Her şey noktayla başlar.” sözünden yola çıkarak, atölyeme sebep olan Telveli Geometri kitabı üzerine uzun uzun sohbet ettik. Atölyem esnasında beni ayrı ayrı besleyen tüm katılımcı arkadaşlarıma, ama en çok da güzeller güzeli Ada Su’ya teşekkür ederim. Çünkü diğer arkadaşlar şekilden şekle girerken, ürettiği çözümle herkesi etrafına toplayışına hayran kaldım.

Çadırımı kurarken yardımcı olanlara, sofrasını kahvesini paylaşanlara, gece sohbetinden mahrum bırakmayanlara, sazını sözünü eksik etmeyenlere, yolumu kaybettiğimde deniz feneri gibi bana yol gösterenlere, dönüş yolunda bana yol arkadaşı olanlara teşekkürler…

Ve harika çocuklarımız… Klarnetiyle tanıdığım Arda büyümüş, kocaman bir basketçi ve iyi bir düşünür olmuş. Ekin ve Beren kampçılık deneyimlerini konuşturup bana yardım eder olmuş, Ahmet binbir surat resmiyle kendi dünyasının kapısını ufacık da olsa bize aralamak istemiş. En eğlendiğim kısım ise Burak’ın psikoloji testi kısmı oldu. Gamze’nin Burak’a olan sevgisini satırlarından tek tek okuyuşuna şahit oldum.

Ben de şuraya son bir söz ekleyeyim. Bu sözle benim matematiksel metaforlarıma bir yenisini eklediğinden habersiz, doğaçlama esnasında Nevin’den çıkmıştı. Genelde Ağ’ın insanları bu yönüyle bilinir ve sanırım buraya da son cümle olarak yakışır diye düşünüyorum:

“Ben (doğru parçası) bir doğrudan kopma cesaretini göstermişsem her şeyi yapabilirim.”
Nevin Niven 😊

Murat Cengiz Durmaz / Bilişim Teknolojileri Öğretmeni / Mersin

Bu yıl üçüncü kez katıldığım kamp, yine gönlüme serin bir gölge, ruhuma sıcak bir dokunuş oldu. Öncekiler Şaymana’da yeşermişti, bu kez Cedrus Life, Mersin’in cennet kokan bahçelerinde buluştuk. Oradayken insan, zamanın lineer akmadığını fark ediyor. Sanki “şimdi” genişliyor, derinleşiyor… Her şey bir ana sığıyor.

Ve ben, ikinci kez bir atölye yürütmenin heyecanıyla oradaydım. Ama bir fark vardı: Kodlanmış masalım bu kez ilk defa oynandı. İnsanın emeğinin canlanıp hayat bulduğunu görmesi… “İşte bu yüzden üretiyoruz,” dedirtti bana. Heidegger’in dediği gibi: “İnsan, varlığını dünyada üretirken kurar.”

Aysun’um… Sen olmasaydın, belki o cesaret bu kadar filizlenmezdi. İyi ki vardın. Senin desteğin, gecenin ortasında yanan küçük bir mum gibi yolumu aydınlattı.

Sonra o sesler… İsmail’in gitarının ezgileri, Cemal’in sesiyle birleşip dalga dalga yayıldı. İçimdeki bütün gölgeleri savurdu. O sırada Dilan’ın ve Begüm’ün hiç bitmeyen enerjisi öyle bir bulaştı ki… Masadan kendiliğinden kalktım, müziğin ritmine bıraktım kendimi. Sanki ayaklarımı yerden biri çekip aldı.

Bir köşede Nebi’nin kişilik testi başladı fakat kimsenin tahmin etmediği gibi ciddi değil; kahkahalarla, neşeyle. Bir anda Cedrus Life’ın bahçesi kahkaha tufanına döndü. “İnsan ne kadar gülümserse o kadar yaşar,” der Mevlânâ. Biz de tam da öyleydik; kahkahanın içinde yeniden doğuyorduk.

Atölyeler… Hepsi ayrı bir dünya. Semih’in tükenmişlik atölyesine katılamasam da, bu yıl onunla kurduğum dostane bağ bana çok şey kattı. Nazlı ve Yücel’in drama atölyesinde parazit olmak bile ayrı bir deneyimdi; bazen kenarda durmak, merkezde olmaktan daha çok öğretiyor insana. Ayhan ve Seval’in Forum Tiyatrosu’nda ise, Seval’in bana rol içinde bağırmasıyla karnım kahkahadan acıyıncaya kadar güldüm. “İyileştin mi?” diye soracak olursan; evet… Kahkaha iyileştiriyor, buna şüphe yok. O an beni durduran Aysun’un eli olmasa, belki hâlâ kahkaha atıyor olacaktım.

Türkay Hocam… Lezzet Ağını ne güzel açıkladın o akşam hepimize. Aynı hazırladığın atölye gibi, bakış açılarımızı doğru yönlendirmemize sebep olan esprili açıklamaların hâlâ kulaklarımda. Katılamadım ama anlattılar bana; öyle şahane bir atölyeymiş ki, dinlerken bile keyiflendim. Emeğine, yüreğine sağlık…

Berfin Hocam… Seninle öyle ağır, öyle kocaman bir bağ kurmadım belki ama sohbetin sarmaladı beni. Sanki “Ben buradayım, dinliyorum,” diyen bir dost gibi. Küçük bir dokunuşun, büyük bir anlam taşıdığını fark ettim senin yanında.

Kazım abi… Ağlamak bana uzak bir eylem. Ama senin pamuk kalbinden süzülen türküler, gözlerime hücum eden yaşlara engel olamadı. “Müzik, ruhun ilacıdır,” der Platon. O an ilacı tattım, içime sindirdim.

Ve sanki yalnız biz değildik o gece… Bahar’ın köpeği Misket; biz ona gidemedik bu yıl ama ruhuyla oradaydı. Çavuş isimli bir başka köpek süzüldü bacaklarımızın arasından. Belki de Misket gönderdi onu bize… Biraz sevdirdi kendini, biraz besledi ruhlarımızı ve biraz biraz beslendi bizden. O an fark ettim: Hayvanların varlığı da bir şifa. “İnsan, doğaya ait bir parçadır,” der Aristoteles; o an biz de doğaya katıldık. Aynı dalların arasından süzülen sincabın çevikliğiyle, bir ormanın gizli kahkahası gibiydik. Her canlı kendi melodisini kattı o geceye… Biz türküyle, onlar sessizliğiyle.

Son gün, Fatoş ve Ceren’in “Kendine Bakım Atölyesi”… Yürürken bile üretmek, birlikte ses çıkarmak, aynı ritimde buluşmak… Hep hatırlatıyor: Biz yalnız değiliz. “Birlikte varız.” sözü klişe değil, gerçek.

Ve işte o sisli gece… Sis kampı sarıp sarmaladığında bir anda ruhani bir perde indi üzerimize. Sanki gökyüzü bir anlığına eğilip bize dokundu. “Burası dünya değil, cennetin eşiği,” dedim içimden. Aya dokunabilmenin, onunla aynı göğün altında bir araya gelebilmenin mucizesi…

Sanatla süslenen, kahkahayla yeşeren, dostlukla derinleşen bu kamp… Bana bir kez daha hatırlattı: İnsan çoğaldıkça güzelleşiyor.

Seneye yine, yeniden, yeniden…

Semih Zidanoğlu / Psikolojik Danışman / Mersin

Burası Tamamen Bizim Kampı bu yıl Arslanköy yerine Avgadı’da gerçekleştirilecekti. Belirsizliklerin insanlar üzerinde stres yaratabileceğini bilmekle birlikte, değişikliğin yeni deneyimler sunacağının heyecanını da yaşıyordum. Mekan değişikliği kararı kolay değildi bence ama bizim bir arada olmamız her türlü zorluğu aşmamıza yetti. Hazırlık ekibinin (emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum) dayanışması ve inisiyatif alabilme esnekliği, sürecin zenginleşerek ilerlemesinde büyük rol oynadı.

Kampta atölyelerin çeşitliliği yüksek ve renk yelpazesi genişti. Türkay ile farklı bakış açılarını kullanmanın mesleki açıdan nasıl katkı sağlayabileceği üzerine değerli fikir alışverişinde bulunduk. Gözde ile geometrik şekilleri canlandırarak varoluşsal sorgulamalara (Nevin’e selam olsun 😃) ulaşan tartışmalar yaptık. Gönül ile kağıda hayat verme sanatını deneyimledik ki Gönül ve Canan’ın herkese yetişmek adına gösterdikleri efor müthişti. 💙

Son gün Ceren, Fatma ve Cemal ile kendimize bakmanın önemini ve dinamiklerini eğlenceli biçimde keşfettik. Gök cisimleri gözlemi konusunda farkındalığımı geliştiren Genç Gözlem ekibine de ayrıca teşekkür ediyorum. Hayatımda bu kadar güzel göktaşı yanması gözlemlememiştim, şahaneydi…

Sedir ağaçları altında ve sis içinde oturmak çok zevkliydi. Doğaya ve Öğretmen Ağı Değişim Elçilerinin samimiyetine dokunduğum lezzetli bir kamp deneyimiydi 👌🏼İyi ki Burası Tamamen Bizim 💙
İyi ki Ağ.