
Ağustos ayıyla birlikte birçok meslektaşım ve öğrencim gibi, beni de 2019–2020 eğitim öğretim yılının telaşı sardı ve haftalardır yapmak istediklerim ve yapabileceklerim üzerine odaklanıyorum.
Bu yıl Ekim ve Ocak ayı arasında, ailesel ve farklı sebeplerden dolayı okula devam edemeyen öğrencilerime yönelik bir çalışma yapmayı planlıyorum. Ülkemizde ilkokul çağına gelmiş her öğrencinin okula devam zorunluluğu olsa da, bazı öğrencilerimiz okula gelemiyor. Bizler de ailelerle görüşüyor, öğrenciyi ikna etmeye çalışıyor ve probleme yönelik çözüm yolları arıyoruz her yıl. Buna rağmen hala devamsızlık yapan öğrencilerimiz var. Bu hem öğrencinin, hem de ülkemizin geleceği için çok ciddi bir problem. Çünkü okul sadece Türkçe, Matematik, Fen’den, diğer derslerden ibaret değil. Bir çocuk okulda saygıyı öğrenir. Temizliği, dili, kültürü, iş birliğini öğrenir. Hayal kurmayı, şarkı söylemeyi, dans etmeyi… Doğrunun peşinden koşarken yanlışa takılsa da, düşüp düşüp kalkmayı yani “hayatı” öğrenir. Evde, markette veya sokakta öğrenemeyeceği bir hayatı. Ben bir öğretmen olarak hiçbir öğrencimin “eğitim hakkından” mahrum kalmasını istemiyorum.

Amacım bütün öğrencilerimi güzel bir şekilde yetiştirmenin yanı sıra, yukarıda söz ettiğim okula devam edemeyen, derslerde akranlarının gerisinde olan, belki de okula ısınamayan öğrencilerime ayrı bir zaman ayırmak. Onlar için farklı bir çaba, özveri sarf etmekle beraber yaratıcılıklarını artırmak, iletişim becerilerini geliştirmek ve onlara eleştirel düşünme becerisi kazandırmak için yeni yöntemler keşfetmek… Her ne kadar birçok yerde bunlar ‘yumuşak beceriler’ (soft skills) olarak adlandırılsa da bence bunlar her bireyde olması gereken en önemli becerilerdir ve 2023 eğitim vizyonumuzun da hedeflerindendi. İnanıyorum ki bu becerileri kazanan öğrencilerim okulu, öğretmenleri ve arkadaşlarını sevecek; kendilerini daha iyi hissedecek ve daha rahat ifade edebilecekler. Böylelikle okula da devam edeceklerdir. Yani en azından öyle planlıyor ve güzel sonuçlar olacağını umuyorum.
Odaklanmak istediğim bir diğer nokta da değerler. Üç yıldır okulumda evrensel değerler ve problemler üzerine bir proje yürütüyorum fakat bu yıl milli değerlerimize biraz daha zaman ayırmayı planlıyor, UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miraslar Sözleşmesi’ni inceliyorum. Yeni eğitim-öğretim yılında bir grup öğrencimle masal, hikâye, fıkra ve geleneksel Türk Tiyatrosu ve Sokak Oyunları üzerine hazırladığım bir çalışmayla meşgulüm ayrıca.
Buna ek olarak, 2016 yılından bu yana istediğim fakat sürekli ikinci plana attığım müzede eğitim üzerine yapmak istediğim bir çalışma var. Okul dışı öğrenme ortamları şu an İngiltere, Avustralya gibi gelişmiş ülkelerin eğitim vizyonları arasında ve ülkemizde de hızla yayılmakta. Görev yaptığım il, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki en gelişmiş illerden birisi olsa da hayatlarında Van’dan dışarıya hiç çıkmamış, müzeye, tiyatroya gidememiş öğrencilerim var burada. Onları bir müzeye götürmek ve müzelerin eğitimde kullanımı üzerine bir proje yürütmek istiyorum.
Bütün bu anlattıklarımın yanı sıra okulda merak eden, girişken olan, çevresine uyum sağlayabilen, bir topluluk karşısında çekinmeden ve utanmadan kendisini ifade edebilen, liderlik vasfına ve sosyal farkındalığa sahip öğrenciler yetiştirmek amacıyla bir konferans salonu yapılmasını sağlamak için çalışmalar yürütüyorum.
Bu yıl yapmak istediğim projeler kadar, dokunmak istediğim hayatlar var. Umarım yeni eğitim yılı, bütün öğrencilerin kalemler ve sıralarla buluştuğu, eğitimin öneminin anlaşıldığı, birbirinden güzel çalışmaların yürütüldüğü renkli ve huzurlu bir yıl olur. Ne demiş Mustafa Kemal? “Eğitimde feda edilecek tek bir fert yoktur.”