Burası Tamamen Bizim Kampı Kış Buluşması Günlüğü

FAVORİLERE EKLE
EKLENDİ
18.03.2026

Her yıl öğretmenlerin bir araya gelerek birlikte düşünmek, üretmek ve dayanışmak için kurdukları Burası Tamamen Bizim Kampı (BTB), Öğretmen Ağı’ndaki Değişim Elçisi öğretmenlerin kolektif emeğiyle yıllardır yaşamaya devam ediyor. Tamamen öğretmenler tarafından kurgulanan, içeriği öğretmenlerin ihtiyaçları ve merakları doğrultusunda şekillenen bu kamp; birlikte öğrenmenin, paylaşmanın ve öğretmenler arası dayanışmanın güçlü bir örneğini oluşturuyor.

Bugüne kadar Mersin, Adana ve Hatay’dan öğretmenlerin öncülüğünde yaz aylarında gerçekleşen kamp, bu yıl yeni bir deneyime kapı araladı. İlk kez kış mevsiminde ve Marmara Bölgesi’nden öğretmenlerin inisiyatifiyle bir araya gelen katılımcılar, farklı şehirlerden gelen meslektaşlarıyla buluşarak birlikte düşünme, üretme ve deneyim paylaşma alanı açtı. Kamp boyunca öğretmenler; atölyelerde, sohbetlerde ve birlikte geçirilen zamanlarda hem mesleki hem de kişisel deneyimlerini paylaştı, yeni sorular sordu ve yeni yollar hayal etti.

Burası Tamamen Bizim Kampının önemli geleneklerinden biri de her yıl kamp sonrasında yazılan kamp günlükleri. Katılımcıların kendi deneyimlerini, hislerini ve kamp boyunca yaşadıkları öğrenme anlarını kaleme aldıkları bu günlükler; kampın ruhunu, kolektif üretimini ve öğretmenler arası dayanışmayı görünür kılıyor.

Şu an okuduğunuz bu kamp günlükleri de bu yılki buluşmadan izler taşıyor. Her bir yazı, kampın farklı bir anına, düşüncesine ya da hissine açılan bir pencere. Bu günlükler aracılığıyla yalnızca bir kampın değil, öğretmenlerin birlikte kurduğu bir öğrenme ve dayanışma alanının hikâyesine tanıklık edeceksiniz.

Keyifli okumalar.

Serpil Hizmetçi/ Sınıf Öğretmeni/ İzmir

Yorgun ama mutlu bir şekilde eve döndüm. Kar görmek için yola çıkıp karın olmadığını öğrenmek biraz hayal kırıklığı yarattı tabii. Yol boyunca bu duygudan sıyrılıp hayatın getirdiklerini karşılayabilmenin önemini düşündüm. Çünkü kampa giderken temas ettiğim birçok kişide de aynı hayal kırıklığı duygusu hâkimdi. Yaşananları unutmadan, heybemize almamız gerekenleri alıp hayatın içinde bir şeye fazla bağlanmadan devam etmek en güzeli bence.

Kamp boyunca farklı insanlarda kendimin farklı suretlerini gördüm. Kimi zaman telaşlandım, kimi zaman öfkelendim. Kimi zaman çocuk gibi heyecanlanıp mutlu oldum. Doğada, yağmurda dolaştım; odamda çam kokusu içinde huzurlu bir uykuya daldım. Güzel insanlarla düşündürücü sohbetler ettim, türküler söyledim ve eşsiz sesler dinledim. Bir gün daha uzun olmasını isteyeceğim kadar güzel bir kamp geçirdim.

Direnenlerin, anı güzel yaşayanların ve en önemlisi de birbirini dinleyip gözetenlerin kampı olan BTB kampı iyi ki var. Sevgili ekip, siz de iyi ki bu kampı gerçekleştirdiniz. Hepinizi çok seviyorum.

Begüm Gökmen/ Fen Bilimleri Öğretmeni/ İstanbul

Duygularım o kadar yoğun ki… Söze nasıl başlayacağımı, neresinden tutacağımı bilemiyorum. Sanırım bu yolculuğu, hayalini kurduğum ilk anlardan başlayarak anlatmak en doğrusu.

İki sene önce kurduğum bu hayalin, bu yıl dördüncü kez katıldığım Mersin’deki Burası Tamamen Bizim (BTB) kampında gerçeğe dönüşebileceğine inanmam, Berfin’in bana verdiği destek sayesindeydi. Dönüş yolunda İstanbul’da Şahin’e, “Var mıdır tanıdıkların? Bildiğin yerler? Sence yapabilir miyiz bu işi?” dediğimde o büyük destek ve heyecan benimle birlikte çoktan yeşermişti bile.

Sevgi, ah canım Sevgi! İlk yakınlaşmamız 2023 BTB’de olmuştu. Hemen aradım: “Sence biz bu işi yapabilir miyiz?” Hiç tereddüt etmeden “Varım!” dedi. Güneş ile 2022 BTB’de tanışmış, arkadaşlığımızı ve paylaşımlarımızı zamanla büyütmüştük; o da “Ben de varım!” diyerek yanımızda yer aldı. Esra ise Sevgi ile beraberken “Daha önce hiç katılmadım aslında ama öğrenmek ve deneyimlemek isterim.” dedi ve heyecanını her anımızda bize hissettirdi.

Sonra düşündüm; BTB’lerde birbirimize ne çok arkadaş katmışız, ne çok şey paylaşmışız… Heyecanı yüksek ekibimizle toplantılara başladık. Canım Nebi, Dilan ve Fatma toplantılarımıza katılıp bizi yönlendirdiler. Katkıları, önerileri ve içtenlikleri için onlara bir kez daha canıgönülden teşekkür ederim.

Başlarda Mersin’deki o muazzam BTB ruhunu Bolu’ya taşımanın biraz zor olacağını düşünmüştüm. Orası o kadar “bizimdi” ki… Ama işlerimiz yolunda gitti. Her pazartesi toplantılarımıza devam ettik. Kasım ayında Sevgi, Şahin ve ben kamp yerini görmeye gittiğimizde heyecanımız iyice katlandı. “Sonbaharda çok güzel, kışın daha da güzel olacak!” mottosuyla ilerledik. Efekan’ın mükemmel tasarımlarıyla birlikte her şey hazırdı. Emeklerin ve yanımızda yer alman çok değerliydi Efekan. Aylarca çalışmalarımızı yakından takip eden ve desteğini asla esirgemeyen Berfin’e buradan tekrar sarılıyorum.

Birbirimizi gördükçe daha iyi hissetmeye başladım. “Orası tamamen bizim.” düşüncesi beni diri tuttu. Toplandık, çoğaldık ve sonunda Anakamp’a vardık. Bir de ne görelim; kar yok! “Bolu’da kar olmaz mı?” derken kışın neredeyse en sıcak günlerine denk gelmişiz. Olsun, heyecanımız hâlâ çok yüksekti. Doğa harikaydı; konaklarımıza yerleştik.

Dilan ile planladığımız “Biz Buraya Nereden Geldik?” atölyesi bizim için çok kıymetliydi. Hazırlık aşamasında bile duygulandığımız, her bir BTB’nin tadını ayrı ayrı hatırladığımız bir süreçti. Atölyeye tabii ki önce Cemal başladı; BTB’nin varlığına ön ayak olan arkadaşımız. Desteği için ona da kocaman sarılıyorum. Çok samimi bir atölye gerçekleştirdik, ardından sazlı sözlü anlar başladı.

Ertesi gün atölyelerdeki değişiklikler, ürettiğimiz hızlı çözümler ve birbirimize olan desteğimiz çok değerliydi. Hayatım boyunca böyle bir deneyimi bir daha yaşar mıyım, bilemiyorum. Burada Serpil ve Şahin’e özel olarak teşekkürlerimi iletiyorum. Faruk Emre, bizi ne kadar çok güldürdün! “Sayko” ne güzeldi… Psikolojik Dayanışma Topluluğu yine harikaydı; çalışmalarına her girdiğimde bende yeni bir pencere açılıyor. Takas Pazarı ise ayrı bir neşeydi. Hâlâ “Aram Sam Sam” şarkısından çıkamıyorum; o ayrı.

Akşamları yakılan ateş, marshmallowlar, yine sazımız ve sözümüz… Duygu’nun muhteşem sesi ve yüreği; Aysun ve Serpil’in o naif ezgileri; muhabbetlerimiz, dertleşmelerimiz, kahkahalarımız, gözyaşlarımız, halaylarımız ve lirik danslarımız… “Nereyi, nasıl anlatsam?” demiştim ya, aslında daha anlatacak çok şey var ama kelimeler yetmiyor.

Biraz daha devam edeyim izninizle. Seda’nın beni ilk kez görmesine rağmen yaptığı mükemmel gözlemler, “Esen Cansu olmadan bir yılı nasıl geçireceğim?” diye düşünerek eve dönüşüm, Dağlar ve Duygu’nun o samimi, içten ve gerçek iletişimi, Fatma’nın şefkatli dostluğu ve esprileri, Nebi’nin limonçello sürprizi ve Cemal’in limonçello merasimi… Sanırım bitiremeyeceğim!

Uzun lafın kısası arkadaşlarım; orası bizim varlığımızla, birlikteliğimizle, ürettiklerimizle ve paylaştıklarımızla tamamen bizim. İyi ki oradaydık. Hepinize kucak dolusu sevgiler!

Dilan Özdemir/Matematik Öğretmeni/ Adana

Burası Tamamen Bizim Kampı… Her şeyden bağımsız, kurumlar üstü bir iş. Öğretmenin gerçek inisiyatif alanı ve özne olduğu bir yer.

Buraya sahip çıkmaktan vazgeçmediğim için çok mutluyum. Her zaman da sahip çıkacağım.

Sevgi, Begüm, Güneş, Esra ve Şahin’in aylardır verdikleri emeğe şahidiyim. Harika bir iş çıkardınız. BTB’de büyümüş bir öğretmen olarak bu ruhun Toroslar’dan Bolu’ya taşınması ve korunması beni çok duygulandırıyor. Var olun, iyi ki varsınız.

Çok fazla duyguyu aynı anda yaşadım. Duygusal olarak çok sıkıştım. Neyse ki her yanımda şefkatli kollar vardı. Beni sardılar, sarmaladılar.

Dönüş yolunda Sevgi ve Begüm, “Kampta bizi en çok etkileyen an ya da anlar neydi?” sorusu üzerine konuşuyorlardı. Ben iki ayrı andan çok etkilendim. Birincisi, Duygu ve Cemal’in bağlama ve cura ile yaptığı, gözleri dolduran “Şah’a Gidelim” performansının ardından birbirlerine sarıldıkları andı. Bir diğeri ise canım Duygu ile aslında 15 sene öncesine dayanan yoldaşlığımızı fark ettiğimiz o an. Meğerse ortak arkadaşlarımızı kaybedip yasını tutmuşuz, çok yakın ortak dostlarımız olmuş ama senelerce bunu bilmemişiz. Gözlerimizden yaşlar akıyordu. Bağı güçlü tutmak için artık daha çok nedenimiz var.

Mislina ve Sevgi, Urfa’dan kalkıp geldiniz. Ayağınıza sağlık. Mislina, seninle bu anları paylaşmayı ne kadar özlemişim. İyi ki beraber gülüp beraber ağladık. İyi ki geldin.

Yeni tanıdığım, kaynaştığım samimi yüzler… Yolumuz kesiştiği için çok mutluyum.

BTB’nin olmazsa olmazı olan içi dolu atölyeler… Hepsi harikaydı.

Dağlar ve Duygu, bizleri tüm şefkatiniz ve sabrınızla dinleyip anladığınız, sözlerimizi gerçekten gördüğünüz için çok ama çok teşekkür ederim.

Begüm’ün bu kamp için içini burkan şey, kampta hiç çocuk olmamasıydı. Kamp günlüklerini belki okurlar diye BTB’nin çocuklarına şunu söylemek istiyorum:

Hüseyin Deniz, Beren, Ekin, Ali Deniz ve Ulaş… Sizi andık ve yokluğunuzu çok hissettik.

BTB’nin olmazsa olmazları Nebi, Yücel, Eylem, Seval ve Ayhan… Gözlerim hep sizi de aradı.

Katılımcısıyla ve çalışma ekibiyle herkesin aldığı inisiyatife sağlık. İyi ki varsınız.

Mehmet Cemal Yıldız/ Psikolojik Danışman/ İzmir

“Öz şefkat, kendinden önce başkalarıyla kurduğun ilişkiyle başlar. Bencilce bir tutum olmasının aksine, kendini değerli görme; başkası tarafından değerli görülme sürecinin içe alınmasıyla ortaya çıkar.”

Yukarıda yazılan cümleler, bir kitap okurken, bir danışma sürecinden hemen sonra ya da herhangi bir sosyal etkileşim sırasında zihnimde uçuşan düşünceleri ve fark ettiğim duyguları not aldığım anlardan birinde yazıya döktüğüm cümlelerden biri. Fatma, Cansu ve benim yürüttüğümüz atölye ile Psikolojik Dayanışma Topluluğunun üzerinde düşündüğü “öğretmenin şefkatli benliğinde açılan yaraları nasıl sarabiliriz?” sorusuyla da yakından ilgili.

Tam da bu noktada BTB’ler, kendimize gösterdiğimiz şefkati ve nezaketi kaybettiğimiz zamanlarda Hızır gibi yetişti. Açılan yaralara pansuman olan dostların nezaketini, sohbetini ve içtenliğini bize sundu. Herkesin yarasını birbirine gösterebildiği bir alan oldu bunca yıldır. Tabii burada bir karşılıklılık vardı ve bu karşılıklılık insana iyi geliyordu.

Ötekini gözetmeyen bir yerde dertlerin ve yaraların paylaşılması, ötekini bir nesneye çevirir. Ama bu alanda hep öznelerin dertleşiyor oluşuna dikkat etmeye çalıştığımızdan olsa gerek, herkese iyi gelen ve sürüp giden bir alan oldu BTB.

Ben sazın, sözün ve müziğin birleştirici bir alan olduğuna her zaman inandım. Her türkü, her ezgi ve her söz insanların anılarını canlandırır, arkaik duyguları açığa çıkarır ve tüm bunları topluluğun ruhunda bütünleştirir. Bu nedenle bunun bir parçası olmak beni mutlu ederken, her seferinde aynı tadı ve aynı etkiyi görmek beni hiç şaşırtmadı.

Dostların arasında, sıcak bir sofrada türküleri ve ezgileri hep birlikte dile getirmenin yarattığı birleştiriciliğe katkı sunan tüm dostlara yürek dolusu sevgiler gönderiyorum.

İnsanlar güzel şeylerin bitmesinden korkarlar ve birçok tartışma ya da gerilim bu güzelliği koruma itkisinden doğar. Ancak ne hazin bir paradokstur ki korumaya çalıştığımız o güzel şey her ne ise, bazen onu boğmak ve nefessiz bırakmak gibi art niyetsiz kötülüklerin içinde buluruz kendimizi.

Umut, kalıcılığı kaybetme korkusunun en güçlü panzehiridir, unutmayalım.

Derken Ahmet Telli’nin bir şiiri geldi aklıma:

“Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
ben inanmıyorum kim ne derse desin
Sodom ve Gomore efsanelerde kaldı
yaşanan bir başka tarih şimdi
şöyle bir dokunsak toprağa yalınayak
duyacağız belki tarihin akışını

Bahar da gecikebilir unutmayalım
böyle okuduk hayatın kitaplarından
Hele vakit erişsin sevda dal versin
uzanacağız bir sabah çiçekli bir ağaca…”

Bu güzel alanın çatısı Öğretmen Ağı oldu. Belki başka bir zaman başka bir çatı olacak. Belki o çatının yaratıcısı sen olacaksın, kim bilir…

Birbirimize gösterdiğimiz şefkat ve nezaket bitmesin. Umut sadece bir bekleyiş ya da beklenti değil; yaşama dair bir bakış, bir duruştur.

Umutla kalın.

Gönül Kerimoğlu/ Tarih Öğretmeni/ Hatay

Kırmızı gagalı Hint bülbülünün bir damla suyu ve bir lokma yemi kalmamıştı. Ona üç gündür günaydın diyordum. “Olamaz, bunu nasıl fark etmedim?” diye düşündüm. Sonunda bakmış ve görmüştüm.

Kaplarına yem ve su koydum. Bir yudum içti, korkuyla hızlıca etrafı kolaçan etti. Bir yudum daha içti, yine etrafı kolaçan etti. Bir yudum daha… Yine aynı tedirginlik. Sonra köşesine çekildi, bekledi. Susuzluk sonrası gelen bu tokluğu sindirmeye çalıştı.

Derken bir düdük sesi çalındı kulağıma. Heyecanla doğruldum.

“İşte, hepsi gerçekmiş.” dedim kendime.

Hayal kurma boşuna, gerçekler önünde. Gidecek yolumuz var daha. Daldım düşünmeye; arkada kalanları ve geleceği yeniden…

Söylemleri eylemlere yükleyebilirsek karanlıklar aydınlığa çıkacak. İşte o zaman ne kırmızı gagalı Hint bülbülünün ne de gönüllerin içi kuruyacak.

Yeniden görüşmek üzere. Yolumun kesiştiği ve emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Sevgiyle kalın.

Seda İlhan/ İngilizce Öğretmeni /İstanbul

Yola çıkarken sırt çantamda çok az eşya vardı ama içimde fazlasıyla soru…

“Üç gün nasıl geçecek?”
“Beni neresinden yakalar?”
“Ben oradan nasıl dönerim?”

Şimdi eve döndüm. Ve şunu biliyorum: Aynı Seda değilim.

Bu üç gün bana durup dinlemenin de bir eylem olduğunu hatırlattı.

Konuşmadan da anlaşılabileceğim, susarak da bağ kurabileceğim bir alan açtı. Bazen ateş başında bir türkünün ortasında, bazen bir bakışta, bazen adını yeni öğrendiğim birinin cümlesinde kendime rastladım.

Eğitimler vardı, evet; ama daha çok eğitimin ötesi vardı. Bilginin kalpten geçtiğinde nasıl başka bir şeye dönüştüğünü gördüm.

Bir atölyede not alırken, başka bir an içimdeki çocuğun sessizce “Ben buradayım.” dediğini duydum.

Hem öğrendim, hem eğlendim, hem de fark etmeden iyileştim.

Doğa bana çok iyi geldi. Soğuk hava, çam kokusu, yürürken yüzüme çarpan rüzgâr… Her biri içimdeki fazlalıkları usulca aldı.

Akşamları yakılan ateş, sazın teline değen parmaklar, birlikte söylenen şarkılar… Hiç tanımadığım insanların sesi bir anda tanıdık oldu.

Sanki uzun zamandır aynı yerden yaralanmışız da ilk kez yan yana oturup bunu kabullenmişiz gibi.

Yeni insanlar tanıdım. Ama daha önemlisi, onların aynasında kendimi yeniden gördüm. Beni dinleyen, yargılamayan, acele etmeyen gözlerle…

Bir öğretmen olarak değil sadece, bir insan olarak var olabildiğim anlar yaşadım.

Bu buluşma bana şunu fısıldadı: Değişim bazen yüksek sesle gelmez. Bazen bir kahkahanın arasına saklanır, bazen bir türkünün son notasına, bazen de gece yatağa uzandığında içine düşen o sakinliğe…

Üç gün boyunca biriktirdiğim anılar, fotoğraflardan çok kalbimde kaldı.

Dönüş yolunda camdan dışarı bakarken “İyi ki.” dedim.

İyi ki gelmişim.
İyi ki bu yol, bu insanlar, bu alan var.

Burası tamamen bizim.

Çünkü burada acele yok.
Burada yarış yok.

Burada birbirini duyan, gözeten ve birlikte iyileşen öğretmenler var.

Ve ben… Bu hikâyenin bir parçası olduğum için içimde sessiz ama derin bir mutluluk taşıyorum.

Ümmü Fidan/ Tarih Öğretmeni/ Denizli

Hayatımdaki ilk kamp deneyimini sizlerle yaşadığım için çok mutluyum. Denizli’den Bolu’ya ulaşmak uzun saatlerimi alacağı için neredeyse vazgeçecek gibi olmuştum ama iyi ki gelmişim.

Yaz buluşmasında ve Zoom toplantılarında yalnızca isim olarak bir tanışıklığımız vardı. Bu durum beni biraz tedirgin etse de İstanbul’da otobüse bindiğim anda sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi bir sıcaklık ve samimiyet kendiliğinden kuruldu.

Dolu dolu üç gün geçirdim. Etkinlikleri düzenleyen arkadaşlar, var olun; emeğinize, yüreğinize sağlık. Duygu ve Dağlar sorularımın cevapları oldular, iyi ki geldiniz.

Sevgili Serpil’in lateral düşünme etkinliği, Fatma, Cemal ve Cansu’nun mesleki yolculuk atölyesi, Faruk’un oyunları, Duygu’nun sazı, Seyyah Öğretmen Şahin’in sunumu… Daha neler neler! Hem öğrendim hem de çok eğlendim.

Sevgili Begüm’ün enerjisi ve samimiyeti de ayrıca çok kıymetliydi; emeğine, yüreğine sağlık. Her şey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş.

Döndüğümde heybem doluydu ve yeni döneme hazırdım. Burada kendimi o kadar rahat hissettim ki herkes birbirini dinliyor ve ortada bir yarış hâli yoktu. Bu durum beni dinlendirdi ve yeni döneme hazırladı.

Ayrıca kaldığımız otel ve mekân harika bir seçim olmuş. Böylesi güzel bir kamp için sevgili Sevgi, Esra, Güneş, Begüm ve Şahin; emeklerinize, yüreklerinize sağlık.

Döndüğümde orada kurulan samimi ve güçlü ilişkinin devam etmesi beni ayrıca mutlu etti.

İyi ki Öğretmen Ağı var.

Şahin Çevik/ Sınıf Öğretmeni/ İstanbul

“Burası Tamamen Bizim”… Bu ifade kulağa sınırları çizilmiş bir özgürlük alanı gibi geliyor. Yanlış değil ama bu sene “bizim” kelimesi beni daha çok etkiledi.

Günlerdir özgürlükten çok sorumluluk fikrini düşünüyorum. Bizim olduğu için sorumluluk…

Yola çıkan herkes bu sorumluluk duygusuyla geldi. Kimimiz yorgun, kimimiz kırgın, kimimiz umutlu, kimimiz tereddütlüydü. Kar görmek umuduyla çıkılan yolun karsız kalması gibi, hayatın her zaman beklendiği gibi karşılamadığı anlar vardı.

Ama tam da bu eksikliklerin içinde başka bir şey oldu: Kontrol edemediklerimize rağmen yan yana durabilme hâli.

BTB, işte bu duruşun adıydı.

Bu süreçte ben daha çok geri planda durdum; arkadaşlarımın emeğine destek olmaya, onların yükünü hafifletmeye çalıştım. Asıl görünen, düşünen, planlayan, koşturan ve bu alanı mümkün kılan onlardı.

Sevgi, Begüm, Esra, Güneş, Efekan ve Elma… Çok güzelsiniz.

Zor zamanlarda birbirlerini bırakmadan bu buluşmayı şefkatle ördüler. Bu yüzden bu metnin övgüsü, bu alanı kuran, koruyan ve çoğaltan arkadaşlarıma.

İyi ki vardınız, iyi ki birlikte başardınız. Ben de şanslı bir şekilde yanınızda durdum.

Acele etmeyen, yarışmayan, birbirini gözeten bir birlikteliğin mümkün olduğunu gördük. İnsan birlikte türküler söylediği kişiyi ertesi sabah sevmek istiyor. Yan yana durmak belki de bu yüzden kolay.

Dersim’den çıkıp gelen var. Dersim… Denizli, Adana, Samsun, İzmir, Mersin, Diyarbakır, İstanbul…

Siz deli misiniz?

Deli değilseniz de bir şeyler var. O kesin.

Hepimize huzurlu, bereketli ve nazik duygularla dolu bir dönem diliyorum canlar…

Murat Çıtır/ Sınıf Öğretmeni/ İzmir

Mersin’de düzenlenen BTB’ye öykünüp “İzmir’de nasıl yaparız?” konulu toplantıların hemen sonrasında, uygulamada BTB Kış Buluşması duyurusuyla karşılaştım. Dedim ki: “Helal olsun kızlara, bizden önce davranmışlar.”

Sonra bekleme ve başvuru süreci geldi. Hatta “Eşimle de katılabilir miyiz?” sorusu beni daha da heyecanlandırdı.

Hayatımın en yoğun sömestr tatilini yaşadım: önce KODA ile Gaziantep, sonrasında Kızılay’ın Heybeliada kampı; arada 2-3 gün boşluk ve sonrasında BTB Kış Buluşması. Aradaki boşluğu da eşimle İstanbul gezmelerine ayırdık. Hem yorucu hem de birçok farklı STK’dan tanıdığım ve sevdiğim insanlarla buluşma fırsatı… Hayatta kaçmazdı; öyle de oldu. Demek ki benim motivasyon kaynağım bu, diye düşündüm.

Yolculuk sarılma, kavuşma, tanışmayla başladı. Güldük, eğlendik, şarkılar söyledik.Yaşla da ilgili midir bilmiyorum ama artık olaylara “bana iyi gelen ve iyi gelmeyen şeyler” diye bakıyorum. Bana iyi gelen şeylerle beraber olmak, iyi gelmeyen şeylerden mümkünse uzak durmak niyetindeyim. Ağ da bana iyi geldiğine göre hep içinde olmalıyım düşüncesi daha ağır bastı.

Program dışarıdan bakınca tıkır tıkır işledi. Biz İzmir olarak bu kadarını becerebilir miyiz, bilemiyorum ama bizim için ilham verici olduğu bir gerçek. Kar da olsaydı süper olurdu ama neyse… Bu “neyse” de her yere uyuyor.

Yazdıklarımı tekrar okuyunca fark ettim ki “helal olsun kızlara” dediğim ekipte Şahin ve Efekan da var. Neyse… Bak, buraya da uydu. Dönüş yolu da Denizcim’le birlikte bol sohbetli, eğlenceli geçti. Ha arada ağladık da… Gözyaşlarımızın tadı aynı.

Sanırım kampta birlikte vakit geçirdiğimiz bazı arkadaşları bir daha hiç göremeyeceğim ama olsun… Hadi buna da neyse…

Güneş Derinalp/ Psikolojik Danışman/ İstanbul

Yaklaşık 5 aydır Sevgi, Begüm, Esra, ben ve Şahin akşamları toplantılar için saatlerimizi kovaladık. Kimimizin sporu, kimimizin terapisi, kimimizin eğitimi varken bir bakıyorduk akşam toplantıda yorgun argın bulmuşuz kendimizi. “Arkadaşlar kısa kısa hemen yapalım.” dediğimiz toplantılar kakara kikiri, dertleşme, sohbet, içerik derken en az 1,5 saati buluyordu. Bazı fotoğraflarda uyumuş bile çıkabilirim.

Biz toplantılarda kararlar alırken arkada da Efekan’ın (mühendis olup Öğretmen Ağı’na sürekli girme çabası ve buna rağmen önemseyip zaman ayırması) “Ben nasıl yardımcı olabilirim? Aa, bu tasarımları ben halledebilirim.” demesi kısa sürede bizi toplantılara bağımlı hâle getirdi.

Öğretmen Ağı benim için BTB yaz kampıydı. Çünkü ilk temasım 3 sene önce Mersin’de olmuştu. Fatoş ile kamp eşyalarımız doğru düzgün yokken atlayıp gitmiştik ve ben hep “İyi ki gittik.” diyorum. Dilan, Begüm ve Şahin’le de orada tanışmıştık.

Gönlümden geçen bunun Marmara’da da olmasıydı ve bu sene Berfin’in yüreklendirmesiyle inisiyatif almamız bizi bu sürece getirdi.

BTB Kış Buluşmasında sadece 1 gün kalabildim. Bu beni içten içe üzen bir şeydi. Aklım, kalbim Bolu’da kaldı. Fakat o bir günde bile Ağ’dan olmayan Elma ve canım Efekan’a yer açılması beni iyice duygulandırdı.

Canım arkadaşlarım, ilk günde bize temas eden ve bizi cesaretlendiren herkese teşekkür ederim.

Serhan Abi, gerçekten “Birini tanımak istiyorsan onunla yola çık.” demelerinin sebebini o yolculukta anladım. Bizi Bolu’ya bırakırken yaptığımız sohbet çok keyifli ve içtendi. Hasret kalmışız sohbetlere. Hâlâ Adana’da mangal sözüm geçerli.

Adana’ya yolu düşen ya da İstanbul’da görüştüğümüz arkadaşlarım için de bu sözüm burada olsun.

Duygu, Dağlar ve Cem Ali, size de çok teşekkür ederim. Belki yine bir BTB’de görüşürüz. 

Kemal Altunboğa/ Çocuk Gelişimci/ Diyarbakır

BTB Kış Buluşması’na Diyarbakır’dan katıldım. Duyuru ilk çıktığında çok heyecanlanıp “Buraya kesin gitmeliyim.” dedim ve hemen formu doldurdum. Buluşma yaklaşırken hem heyecanlanıyor hem merak ediyor, bir taraftan da “Acaba gitmesem mi?” diye düşünüyordum. Çünkü aklımda buluşmaya dair deli sorular dönüp duruyordu. Kimlerle karşılaşacağım, nasıl geçecek diye düşünürken bir arkadaşımın desteğiyle buluşmaya geldim. İyi ki gelmişim…

En sonda söyleyeceklerimi en başta söyleyeyim; kimsenin hatrı kalmasın. En başta buluşmayı organize eden arkadaşlara, sazıyla sözüyle hoş sohbetlerini esirgemeyen, bildiklerini bizlerle paylaşan tüm öğrenme yoldaşlarına çok teşekkür ederim.

Köpeğine, geyiğine, servis şoförüne, resepsiyon görevlisine, yemeklerimizi yapan ustalarımıza, otelin koridorlarında saklambaç oynayan çocuklara şükranla…

Buluşma; birbirimize alan açtığımız, çemberlerde birbirimizi can kulağıyla dinlediğimiz, birbirimizin iyi olma hâlini desteklediğimiz ve güçlendiğimiz bir öğrenme-eğlenme alanıydı. Çünkü o çemberlerde tüm duygulara yer vardı. Kabul eden bir yerden, yargılamadan…

Chuck Palahniuk’un bir sözüyle bitirmek galiba çok doğru olacak:
“Birbirimize kalplerimizi açtık. Beni dinle, beni iyileştir, beni koru, bana inan.”

M. Deniz Sevinç/ Tarih Öğretmeni/ İzmir

Nereden başlasam bilemiyorum. Öyle çok duygu hissettim, öyle güzel sohbetlerde düşüncelere savruldum ki hepsini bir araya getirip anlatmak zor. Aynı ideali paylaşan, hâlâ kendine, çocuklarımıza ve bu dünyaya dair umutları olan meslektaşlarımla bir araya gelmek nefes almamı sağlıyor.

Uzun bir yolculuk sonunda vardığım Bizim Kampımıza, yine aynı yolu teperek eve döndüğümde yorgunluktan çok evime umut taşıdığımı hissettim. Gündüzleri her bir oturumda hem eğlendim hem sorguladım; nihayetinde yeni bilgileri heybeme katarak ayrıldım.

Akşamları yeni tanıştığım arkadaşlarımızla sanki uzun zamandır tanışıyormuşuz gibi hasbihal ettik. Dost meclisinde buluşup saz eşliğinde âşıklar divanına çıkarak kendi içsel yolculuğumuzda diyar diyar gezdik. Gönülden kurulan birlikteliklerle hafifledik, çoğaldık. Bir bahar akşamının huzurunu yaşadım, içim sıcacık oldu.

Bu güzel zamanları yaşamamızı sağlayan ekibe ve birkaç arkadaşımıza özel teşekkürlerimi sunmak isterim.

Sevgili Begüm, sen ne tatlı, ne samimi, ne güzel bir insansın. Girdiğin her yere neşe ve enerji getiriyorsun. Organizasyonun büyük emeğini omuzlarında taşıdın. Ekip arkadaşlarınla tüm krizleri büyük başarıyla yönettin. İnsanların aklında eksikliklerden çok, bir arada olmamızı sağlayan sıcacık anlar kaldı. Bu başarınıza hayran olmamak mümkün değil. Seni sevgiyle hatırlıyorum.

Sevgili Şahin, seni tanımak çok güzel. Sunumunla hayatımda yeni ve heyecan verici bir dönemi farkında olmadan başlattın. Uzun süredir ara verdiğim akademik çalışmalarıma ufak ufak yeniden başladım ve yenilikçi metotlarla bu çalışmaları öğretmen arkadaşlarımla paylaşmaya karar verdim. Bazen birbirimize nasıl ve ne kadar dokunduğumuzu fark edemiyoruz. Senin eleştirileri büyük bir nezaketle karşılaman bu kararımda çok büyük bir etki yarattı. Tatlı atışmalarla hem ortama hem benim anılarıma renk kattın. Ayrıca bize Bolu’da muhteşem bir yerde konaklama fırsatı yarattığın için çok teşekkür ederim. Farklı mekânlarda aynı hoşgörü ve kibarlıkla karşılaşmak dileğiyle…

Sevgili Esra, zarafetin, naifliğin ve organizasyon becerinle hayatıma girdiğin için kendimi çok şanslı hissediyorum. Seninle aynı masada üretmek, mesleki deneyimlerini dinlemek çok keyifliydi. Ekiple birlikte krizleri yönettiniz; ikame koyduğunuz oturumlar aslını aratmayacak nitelikteydi. Anılarımda seni zarafetinle hatırlayacağım. Yine yeniden buluşmak dileğiyle…

Sevgili Güneş, sen, Elma’n ve Efekan mükemmel bir üçlü olarak hayatıma dahil olmanızdan mutluluk duydum. Erken bir vedayla çok zaman geçiremesek de yeni karşılaşmalarla bunu telafi edeceğimize eminim. Emeklerin için her birinize çok teşekkür ederim.

Ve sevgili Cemal hocam, sesinin huşusu içinde söylediğin türkülerle beni özlediğim topraklara kavuşturdun. Sabaha kadar süren entelektüel sohbetlerle bana yeni bakış açıları kazandırdın. Bir sohbet hem akademik hem kişisel hem de nasıl bu kadar duygu barındırabilir, sizinle öğrendim. Başka dost meclislerinde karşılaşmayı sabırsızlıkla bekliyorum.

Sevgili Serpil, oda arkadaşım; yaptığımız uzun sohbetler bana “İyi ki buralara geldim.” dedirtti. Yeni bir dost kazandım. Karşılaşmalarımızın çok olması dileğiyle…

Yol arkadaşım Murat hoca ve eşi Hülya Hanımefendi’ye, tanımaktan büyük mutluluk duyduğum yeni meslektaşlarıma ve başka buluşmalarda gördüğüm, her buluşmada arkadaşlığımıza yeni tatlar katan öğretmenlerime içten bir teşekkür sunuyorum.

Sevgili Dilan, ekibin içinde yer almayıp tam da ekip ruhunun kendisisin. Kamp anılarını dinlemekten, kuzeninle birlikte kucak dolusu gülümsemene şahit olmaktan ve protest tavrının getirdiği dik duruşu izlemekten büyük bir keyif aldım. Hep hayatımda ol lütfen. Bizi bırakma!

Sevgili Sevgi, seni ve Berfin’i sona sakladım. İkiniz de benim kıymetlilerimsiniz. Maraş’tan sonra neşeli, keyifli ve duygusal anlarımıza yenilerini ekledik. Senin varlığın içimi ısıtmaya yetiyor. Uzun aralardan sonra görüşmelerimizde yine aynı sıcaklıkta ve samimiyette seni bulmak beni inanılmaz mutlu ediyor. Adıyaman’ı bana tekrar sevdiren, merakımı cezbeden kültürel zenginliğinle hayatımda olman beni çoğaltıyor.

Yolculuklar farklı olsa da yolun aynı kalpten geçtiğini bilmek bana iyi geliyor. Beni ailene katma isteği kalbinin cömertliğinin bir tezahürü. Karşılaşmaları çoğaltmak dileğiyle…

Ve son olarak sevgili Berfin… Fiziksel olarak orada olamayıp varlığının bu kadar hissedildiği başka bir yer bilmiyorum. Seninle birlikte bir kere daha değerlerimizi, bir araya geliş nedenlerimizi sorguladık. Varlığınla bizi güçlendirdin. Yanımızdaydın.

Emek sömürüsüne karşı çıktığımız, öğretmenlik mesleğini seçmekteki motivasyonumuzu yeniden hatırladığımız bu çatıda senin emeklerini göz ardı etmek mümkün değil. Sen olmasan eminim Burası Tamamen Bizim Kış Kampı olmazdı.

İyi ki varsın…

Sözlerimi benden daha iyi bir söz ustasına bırakıyorum:

“İnsan, insanla iyi gelir.”
— Turgut Uyar

Hasan Serhan Hız/ Bilişim Teknolojileri Öğretmeni/ Mersin

Yola çıkılandan eve dönülene kadar garip hislerle tamamladığım bir kamp süreci yaşadım. Yola çıkış huzursuzluğunu atlatmak biraz zaman aldı. Neyse ki sevgili Aysun kaptanlığında prensesler gibi bir yolculuk yaparak Bolu’ya ulaştık. Abant’ın kış manzarası, Mudurnu’nun sıcacık dokusu duygu değişimini başlattı. Anakamp’ın kapısından girerken bu sıcaklık iyice arttı. Karaca, geyik derken şaşkınlık başlamıştı; henüz aracımızdan inerken bir otobüs dolusu güzel insanla karşılaştık (mübalağa etmiyorum). Bir takım sıcak ve umutlu insana maruz kalmak kalbimi yumuşattı. Uzun yollar aşarak geldiğim ilk kampta sizler gibi güzel insanlarla tanışmak dönüş yoluna da huzur kattı.

Atölyelerle sınırlı kalmayan sohbetlerde düşünmediğim pek çok şeyi hatırlamama vesile olan çok güzel anılar oldu. Silkelendim. Birbirinden ayırt edemeyeceğim kadar emek verilmiş atölyeler için herkese teşekkür ederim. İsim isim elbette konuşulacak şeyler var ama “Burası Tamamen Bizim” sloganını merak ederek geldiğim yerde “biz” olmuş olmanıza şahit olmak çok özel.

Türkülerimizin sıcaklığı, güven veren gözler, neşe veren gülüşler eşliğinde kucak açtığınız kış kampında sıcacık bir birliktelik yaşadım. “Biz”liğinizin devam etmesi ve yeni buluşmalarda görüşmek dileğiyle sevgiyle selamlıyorum.

Fatma Ersöz/ Psikolojik Danışman/ Adana

BTB’ye ilk kez 2022 yılında katıldım. Mersin’de, Toroslar’da. “Burası Tamamen Bizim” kampımız; hikâyesini her yerde anlatmaktan büyük keyif aldığım bir yer. İlk yıl canım Güneş’imin beni adeta zorla getirmesiyle buradaydım. İkinci yıl isteyerek geldim. Üçüncü yıl bir atölye yürüttüm. Dördüncü yıl ise hazırlık ekibindeydim. BTB ile büyüdüm.

Bu sefer Toroslar’dan çıkan o tanıdık enerji İstanbul’da bambaşka bir şekilde yankı buldu ve denildi ki: “Burası Tamamen Bizim kış buluşmamız, kış kampımız.”

Çok sevgili hazırlık ekibi… Canım kızlarım Güneş, Begüm, Sevgi ve Esra; ne güzel bir ateş yaktınız. Mekânı bulan sevgili Şahin, çizimlerinle hepimize anılar bırakan Efekan ve kampın çocuk ve hayvan katılımını tek başına sırtlanan Elma… Ellerinize, emeklerinize sağlık. Bu kampın ne kadar büyük bir emekle hazırlandığı her yerinden, her noktasından belliydi. Hazırlık toplantılarınızı izlemek bile kilometrelerce uzaktan gözlerimin içinin parlamasına yetiyordu.

Ve sevgili Berfin… Her sözde, her hâlde, her adımda yanımızdaydın. Mersin’de, yaylada, ağaçların altında, akşam serinliğinde ettiğimiz sohbetler; kurduğumuz hayaller, birbirimize dönük anlar, geçmişe birlikte baktığımız değerlendirmeler… Hepsi zihnimde. Senin tatlı tatlı cesaretlendirmen, her zaman bir telefon kadar uzakta olman… İyi ki tanımışım seni.

Buraya gelmeden önce “Bolu’ya kampa gidecek misin?” diye soranlara “Arkadaşlar, kışın ortasında Bolu’ya gidilir mi? Ben yaz insanıyım, soğuktan nefret ederim, ne işim var?” dedim. Ve yine buradayım. Sanırım arkadaşlarım arasında tutarlılığımla tanınıyorum. “Hayatta gelmem!” dediğim bu kamp, benim için yine büyük umutlar taşıdı. Duyguların çok yoğun olduğu bir zamanda bize bir duygudaşlık alanı açtı.

Ve şimdi tekrar buradayız, beraberiz. İyi ki geldik, iyi ki buradaydık, iyi ki burada birbirimize alan açtık. “Nasılsın?” dedik, iyi olmayanları dinledik; iyi olmadık. Ama çok ihtiyacımız olan bir anda oldu bu kamp. Belki bazılarımız için bir veda oldu, belki bazılarımız için bir merhaba.

Dayanışma Topluluğu’ndan sevgili ekip arkadaşlarım Cansu ve Cemal… Sizlerle birlikte atölye yürütmek çok keyifliydi. Bu sefer meslek yolculuğuna mevsimler üzerinden baktık. Her mevsimde bizi koruyan bazı faktörler olduğu gibi, meslek yolculuğunun mevsimlerinde de koruyucu faktörler olduğunu fark ettik. Ve çoğumuz için bu faktörlerin başında Öğretmen Ağı geliyordu. Şimdi herkesin bireysel yolculuğunu izlerken biraz da kendine bakıp düşündüğü bir yerdeyiz. Koruyucu faktörleri sarsılmış kişiler var çemberde; kırgınlıklar, kızgınlıklar, umutlar, hayaller… Hepsi bu çemberde. Sanırım benim için kampın en duygusal anı burasıydı. Biraz duygusalım.

Benim için BTB kurumlar üstü bir yer. Nefes alan, canlı bir yer. Büyüyen, yer değiştiren, dönüşen; yeni insanlarla tanışan, eski dostlarla kucaklaşan bir yer. İyi ki buradaydım. Gerçekten iyi ki buradaydım. Hepinize kucak dolusu sarılıyorum.

Dilan Yaşarul/ Okul Öncesi Öğretmeni/ Tunceli

Söze nereden başlasam bilmiyorum, bilemiyorum… Ağ’a dâhil olduğum seneden beri aslında çok merak ettiğim, deneyimlemek istediğim bir yerdi BTB. Benim fiziki olarak mesafem biraz uzak, bilenler bilir ama bu engel mi? Asla değil… Nefes aldığım, kendimi bulduğum, rahat hissettiğim bir alana dâhil olmak için o mesafe görünür müydü gözüme? Görünmezdi. Günleri saydım açıkçası… Bitince “İyi ki de geldim.” dedim; aslında bu cümleyi sona eklemem gerekiyor ama şimdiden söylemek istedim.

Buraya gelmeden önce arkadaşlarımın “Sen zaten soğuk memlekette yaşıyorsun; Bolu’ya, o soğuğa kampa mı gideceksin?” sorularına pek de aldırış etmedim; hatta hiç aldırış etmedim. Oradaki dayanışmamızın sıcaklığını biliyorum ben çünkü. Çok büyük bir emek, şahane bir hazırlık süreci ve sonrasında orada bir araya gelmemiz… Hepsi mükemmel değil mi?

Sevgili Begüm, Sevgi, Güneş, Esra… Siz şahanesiniz! Mekânı bulan, bizim o muhteşem yeri keşfetmemizi sağlayan Şahin’e; çalışma grubunda olan tüm arkadaşlarıma; atölyeleriyle ufkumuzu genişleten Fatma’ya, Cemal’e, Esen’e, Serpil’e, Şahin’e (ismini sayamadığım varsa lütfen affetsin); sesiyle, bağlamasıyla, yanımızda olan duruşuyla Duygu ve Dağlar’a ve tabii ki “Dilo’m, BTB’ye kayıt yaptın mı?” diye arayıp içimde merak ateşimi yakan Dilan’a binlerce kez teşekkür ederim.

Birçok öğretmen arkadaşımla da orada tanışma fırsatı buldum. Ayrıca çok memnun olduğumu da tüm içtenliğimle belirtmek isterim.

Ve sonra şöyle bir kelime geliyor aklıma: Burbangana. Aborjin dili Dharug’dan bir kelime. “Elimi tut; birlikte ayağa kalkalım.” demekmiş. Eduardo Galeano’nun bir cümlesi de aklıma geliyor: “Hayırseverlik dikeydir, aşağılar; dayanışma yataydır, yardım eder.” Burbangana yatay bir ilişkiyi tarifliyor. Yukarıdan uzanan bir eli değil de yan yana durmayı anlatıyor. Cömertliği, yük paylaşmayı, dayanışmayı, “İnsanız; şimdi biraz yıkıldık ama birlikte ayağa kalkabiliriz.” deme cesaretini, samimiyeti… Tüm bu güzel duygular işliyor ciğerime burada.

İyi ki varsınız, iyi ki varız ve iyi ki oradaydık! Bin teşekkür.

Faruk Emre Yılmaz/ Türkçe Öğretmeni/ İstanbul

Öncelikle uzun zamandır yaşamayı hayal ettiğim BTB kampını yaşamamı sağladığı için hazırlık ekibine teşekkürlerimi sunuyorum. Begüm, Sevgi, Şahin, Esra ve Güneş; iyi ki varsınız.

Yaz buluşmasının bitmesine yakın herkesin dilinde BTB kampı vardı. Hatta yaz buluşmasının ilk günü Aysun Hoca’yla tanıştıktan hemen sonra beni BTB kampına davet etmişti. Buluşma süresince aklımda hep BTB kampı vardı. “Daha yaz buluşması bitmedi, neyin derdindeyim?” diyordum.

Son gün BTB kampına katılma isteğim artık arşa çıkmıştı. Ağustos ayı yaklaştıkça daha çok merak ediyordum. Ardından tarihler netleştiğinde çok yakın bir arkadaşımın düğün tarihi ile kampın denk geldiğini öğrenmek beni çok üzmüştü. Düğün ve kampın Erdemli’de aynı tarihlere denk gelmesi “Acaba kampa da bir uğrar mıyım?” düşüncesini zihnimde döndürüp duruyordu ama maalesef kampa uğrayamadım. Hatta kampın bittiği günün akşamı kampın yapıldığı yerin önünden geçmem benim için ayrıca manidardı.

Bütün bunlardan sonra 2026 yılında yapılacaklar listesinin başında “BTB kampına katılmak” bulunuyordu. Sanki Begüm de benim bu listemin başını görmüş ve 2026’nın ilk ayında BTB Kış Kampını (Sevgi’nin deyimiyle kış buluşmasını) düzenlemeyi düşünmüştü.

BTB kampı yarıyılda olacaktı ama ben yarıyılın ilk haftasında çalışıyordum. Zihnimden geçen ilk duam “İnşallah kamp ikinci hafta olur.” olmuştu. Sonrasında güzel haberi aldım. Tatildeki tüm planlarımı kampa göre yaptım ve uzun zamandır hayalini kurduğum BTB kampına sonunda katıldım.

İşte tam da burada Ağ’ın birlikteliğini, sevgisini ve kapsayıcılığını görmek benim neden BTB kampına içten içe katılmak istediğimi de açıklıyordu. İlk akşam “BTB nedir? Neden buradayız?” sorularıyla derinleştiğimizde “Keşke daha önceki BTB’lere de katılma fırsatım olsaymış.” dedim.

Bir gün Geleceğe Dönüş filmindeki Emmett Brown Hoca’yla karşılaşırsam ona “Beni ilk BTB kampının yapıldığı zamana götür.” diyeceğim.

Velhasıl; birçok duygumu, birçok hissimi belki de yazıya dökemiyorum ama şunu biliyorum ki bu duyguları, bu hissiyatı kampa gelen birçok kişi içinde bir yerlerde hissediyor.

Sevgi Hazar/ Matematik Öğretmeni/ İstanbul

Burası Tamamen Bizim. O kadar içi dolu kelimeler ki bunlar benim için… Nereden başlasam, hangi duygumu anlatsam bilemiyorum.

Öğretmen Ağı’ndaki en sağlam dostluklarımı “Burası Tamamen Bizim” kamplarında kurdum. Begüm de tanıştığım ilk insanlardan biri. Gözlerimizden uyku akmasına rağmen Cemal hocanın bağlamasını bırakamadığımız bir kamp akşamında, aynı renkten olduğumuzu fark etmiştik canım Begüm’le.

Tanıştığımız günden beri BTB’nin İstanbul’a yakın bir yerde de olmasını hep diledik. Yaz sonunda “BTB yapalım mı?” diye beni aradığında tek bir cevabım vardı: Tabii ki!

Eylül ayından bu yana Güneş, Esra, Şahin ve Begüm’le başladığımız çalışmalarla bugüne geldik. Çok güzel geçen üç günü geride bıraktık. Bu süreçte birlikte yol almak, bazı krizlerle başa çıkmak, bazılarıyla başa çıkamamak bile çok kıymetli; bir o kadar da keyifliydi.

Bu yolculukta yalnız değildik. Tasarımlarıyla Efekan, pıt pıt aramızda dolaşan Elma, hazırlığın her anında yanımızda olan Berfin… Desteğini hiç esirgemeyen BTB danışmanlarımız Dilan, Fatma ve Nebi Burak… Ve tabii ki buluşmayı anlamlı kılan BTB Kış Buluşması katılımcıları… İyi ki varsınız.

Bu BTB’den de bana çok şey kaldı. Kampın klasikleri vardır; bunları yeniden yaşayabilmek paha biçilemezdi. Nebi gelemese de her sene BTB için hazırladığı içeceği göndermişti. Cemal hocam enstrümanıyla, Serpil ve Aysun güzel sesleriyle, Duygu ise her ikisiyle bizimleydi. Dilan’ın hiç durmayan inisiyatif alma hâli, Psikolojik Dayanışma Topluluğu ve atölyeleri, Faruk Emre ve oyunları, Dağlar’ın her zaman sesimi duyuyor oluşu, Deniz’in İzmir’den tek başına, tam da BTB ruhuyla çıkıp gelişi, Seda’nın heyecanı, kamp ateşi etrafındaki sohbetler… Saymakla bitiremeyeceğim kadar dolu dolu üç gündü.

İyi ki geldiniz. İyi ki bir aradaydık.

Bizi bir araya getiren şeyleri kaybetmeden; belki baharda, belki yazda, belki bir sonraki kışta yeniden görüşmek üzere.

Cem Ali Hamurcu/ Kolaylaştırıcı Ekip/ Hatay

Bu benim 2. BTB deneyimim oldu. Daha önce Mersin BTB buluşmasına katılmıştım. Bu BTB’nin kar ve soğuk bir iklimde olacak olması çok ilgimi çekti. BTB benim için de bir dinlenme, deşarj olma ve hava alma kampı gibi. Temiz hava, yeşil alanlar ve bol sohbet beni çok cezbetti. Kısa bir düşünme süresinden sonra katılmaya karar verdim ve iyi ki katıldım dediğim harika bir kamp oldu benim için.

Ben de Hatay’dan geldim ama hiç yorulduğumu hissetmeden yolculuk yaptım. İstanbul’da toplanma alanına gelince herkesin gözlerine yansıyan heyecan beni de çok mutlu etti. Yolculuk esnasında Serpil ile yaptığımız derinlemesine muhabbet bana çok şey kattı. Kendisine bunun için ayrıca teşekkür ediyorum; onunla yaptığımız sohbete istinaden beni yakın zamanda ülke ülke gezerken görürseniz şaşırmayın.

Daha sonra bir rotasyonla Cemal ile aile ve sosyal yapı üzerine çok güzel bir sohbet yaptık ve yine heybeme birçok bilgi katma fırsatım oldu; bunun için de teşekkür ederim. Burada Esen Cansu ile yine Hatay’ı ve son durumları konuştuk. Büyük bir heyecanla yakın zamanda yapmayı planladığımız Hatay YPÇ ve onun vesilesiyle Hatay’da keşfedeceğimiz yerlerin planını çıkardık :))

Bolu’ya vardığımızda yolun 6 saat civarı sürdüğünü söylediklerinde şaşırdım. O kadar derin sohbetlere daldık ki yolculuğun sona erdiğini hiç fark etmedim.

İlk gün muhabbetlere, tanışmalara ve akşam buluşmasına katılma şansım oldu. Harika hikâyeler ve tanışmalar gerçekleşti. Ben bu tanışma ve buluşmalara Hatay’da aşina oldum ama farklı bir deneyim için Bolu BTB’ye gelmek ve deneyimlemek istedim.

Doğanın içinde huzurla ciğerlerimin alabildiği tüm temiz havayı içime çekerek var olmaya çalıştım. Karşılıklı sohbetlerde herkesin içten, samimi gülüşü de o soğukta ayrıca içimi ısıtıyordu. Birçoğumuzla zaten tanışmıştık ama orada beraber olma hissi çok farklı ve samimi. “Doğa yürüyüşü bahane, ortam şahane.” idi mesela :)) Yeni yeni şeyler görme şansım oldu, bir de o çok hayalini kurduğumuz beyaz karı görme tabii.

Akşamına o en çok beklediğim an: harika türküler eşliğinde yapılan samimi sohbetler… Efekan ve Güneş ile orada daha fazla sohbet etme şansım oldu. Aslında ne kadar çok şeyi, ne kadar çok benzer yaşadığımızı fark ettiğim anlardan biri oldu. Her ikisiyle —ah pardon, Elma da var tabii :))— tanışmak ve müzik eşliğinde sohbetlere dalmak çok güzeldi.

Sonrasında harika lezzetlerle buluştuk. Öğretmen Ağı’ndan aşina olduğumuz, hem eğlendiren hem öğreten bir sürü çalışma oldu. Bu çalışmalarda hem daha yakından tanışma hem de beraber üretme fırsatı bulduğum anlar da muazzamdı.

Ulaşım vb. nedenlerden erken ayrılmak zorunda kaldım ama aklım hep orada kaldı. En can alıcı kısımları geride bırakmış gibi hissettim. Yine de BTB’yi organize eden ve emeği geçen herkese çok çok teşekkür ederim. Her ayrıntı harika düşünülmüştü.

Yine, yeniden en kısa zamanda görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın.

Esen Cansu Öztürk/ Psikolojik Danışman/ İzmir

Sevgili Anakamp sakinleri ve günlükleri, merhaba.

Günlük deyince gerçekten kampta gün gün ne yaptığımızı yazacağız, herkeste nasıl bir tat bırakmış onu okuyacağız diye düşünmüştüm. Bayağı ilkokulda tuttuğum günlükler gibi şekillendi aklımda. Bir bakıma haklıymışım; o kadar güzel tatlar bırakmış ki hepsini okurken “Aa, ben de böyle hissettim.” dedim.

Tadı damağımızda kalan bir BTB’nin ardından Cansu’nun yaşadıkları şöyle;

İlk kez dâhil olduğum BTB müthişmiş. Neler kaçırmışım diye düşünmekten kendimi alamayıp her anın da tadını çıkarmaya çalıştım. Yola çıkmadan aylar öncesinde ekip nasıl bir hazırlık içindeyse ben de o kadar heyecanlıydım. Bazı kavramların anlamı yaşantıya dönüşünce bambaşka oluyormuş. “Burası Tamamen Bizim” kampı böyle bir yerdi.

Begüm, Sevgi, Güneş, Esra ve Şahin’in öncesinde, o anda ve sonrasında inisiyatifleriyle alan açtıkları deneyimler aklımın, kalbimin bir köşesinde yerini aldı. Emeğinize ve gönlünüze sağlık.

Tabii ki Berfin’in desteği, yüreklendirmeleri ve ruhu da bizimleydi. Arka planda desteğini esirgemeyen Efekan’a ve sevimliliğiyle köpek çocuk katılımı olan Elma’ya da teşekkürler. Doğasına da sobalarına da bayıldığım kamp hepimizle daha da çiçeklendi diye hissediyorum. 🌳

Canım psikolojik topluluk arkadaşlarım Cemal ve Fatma, kocaman bir “iyi ki” diyorum. Ürettiğimiz içeriklerin süreçte dokunduğu yerleri görmek, üstüne düşünmek, yeniden tasarlamak ve deneyimlemek çok keyifliydi. Nice atölyelere.

Hey Dilanlar; aranızda durup 1 tane değil tam 4-5 tane dilek diledim. Masalarımız çoğalsın, kahkahalar eksik olmasın gönlümüzden.

Serpilciğim (gözleriyle, mimikleriyle konuşan kadın), İzmir’de de peşindeyim. Begüm, seni Esen Cansu’suz bırakmaya hiç niyetim yok haberin ola.

Sevgili Dağlar, Duygu ve Cem Ali; kolaylaştırıcılığınızın yanında kampta içten sohbetleriniz, sazınız ve arkadaşlığınız da eklendi. Teşekkürler.

Birlikteliği, sözü, sohbeti, müziği, yemeği, kahveyi, gülmeyi, düşünmeyi, tartışmayı, tanışmayı, sarılmayı, hüzünlenmeyi, ağlamayı, yürüyüşü, sorgulamayı ve bizi bir araya getiren hisleri bir bohçaya koydum. O bohça yeni bir kampta, buluşmada yeniden açılana kadar güvenle saklayacağım; özlediğimde yanına oturup hatırlayacağım.

Sinan Rençberoğlu/ Bilişim Teknolojileri Öğretmeni/ İstanbul

Gerçekten dolu dolu 3 gün geçirdim, zaman yetmedi. Günümüz insanlarının kronik sorunlarından arındırılmış ve heybesinde başka başka şeyler olmayan insanların buluşması oldu. Çok keyif aldım ve mutlu oldum.

Bu kampa beni davet eden Güneş’e sonsuz teşekkür ve şükranlarımı sunarım. Kampın yürütücüsü Sevgi, Begüm, Şahin, Esra ve Güneş harika bir program hazırlamışsınız. Ve tabii ki fikirleriyle ve tasarımlarıyla cansuyu olan Efekan… Hepinizin emeğine sağlık.

Gecelerimizi gündüze çeviren Cemal hocama… Yine bu mesajı yazmama vesile olan ve sayfasında bana alan açan Sevgi’ye, güzel fikirleriyle ufkumuzu açan Serpil hocama ve tüm katılımcılara kucak dolusu selamlar, sevgiler.

Sözümü bir alıntı ile sonlandırmak istiyorum:

“Güneşi örnek al kendine;
Korkma batmaktan!
Yılma doğmaktan!”

Yüreğinde umudu ve mücadeleyi eksik etmeyenlere gelsin.

Görüşmek ümidiyle…

Eda Şenol/ Sosyal Bilgiler Öğretmeni/ Samsun

Merhabalar herkese; sanırım en geç yazan benim, kusura bakmayın 🙏

Bu kamp benim katıldığım ilk BTB kampıydı. Ağustos ayındaki kampa katılmayı çok istememe rağmen taşınma telaşım olduğu için katılamamıştım. Kış kampı duyurusu olunca çok sevindim. Form paylaşılınca da sanırım jet hızıyla formu doldurdum.

Kampın çok güzel bir ortamda, doğayla iç içe olduğunu görsellerden anlamıştım. Eğlenceli geçeceğini de az çok tahmin ediyordum. Yine de hayallerimin ve beklentilerimin ötesinde bir kamp süreci yaşadım (sadece çok istememe rağmen bir türlü kar yağmadı).

Her şeyin ötesinde kendimi çok rahat, güvende, sıcacık sarılmış ve sarmalanmış hissettim. Daha ilk günden bu kadar kaynaştığım, kendimi ait hissettiğim çok az ortam olmuştur. Herkes birbirine karşı oldukça sıcak ve sevecen yaklaştı.

Daha serviste giderken kaynaştık. Üçüncü gün hüzünlü bir şekilde ayrılırken sanki yıllardır tanıdığım insanlardan ayrılıyormuşçasına içim burkuldu.

Hepinizi çok sevdim. Birkaçınızla daha fazla diyaloğum oldu. Gülcan ve Yasemin sanki 40 yıldır dostlarım gibiydi. Hele Yasemin’im… O sıcacık insani ve dostane yaklaşımı, empati duygusu, daha ben söylemeden ne hissettiğimi anlaması ve sıcacık sarıp sarmalaması… Canım benim. İyi ki seni tanımışım.

Grup çemberinde de söylediğim gibi son yıllarda bu kadar eğlendiğim, kahkahalar attığım ortam çok az oldu.

O kadar çok eğlendim ve kahkaha attım ki bana çok iyi geldi, anlatamam. Eğlenceli olduğu kadar öğretici, sorgulatıcı ve düşündürücü bir sürü etkinlik de cabası.

Bu kamptan yenilenmiş, deşarj olmuş ve insana, geleceğe dair umutlarım artmış bir şekilde geri döndüm.

Haa unutmadan; geri dönüşümde Bolu’dan daha rahat Samsun’a dönmemde sevgili Deniz’in ve Murat’ın fedakârlıklarını da hiç unutmayacağım. Tabii sevgili Gönül’ün yarenliğini de.

Son gece zaten bir harikaydı. Çaldık, söyledik… Ne güzel bir akşamdı. Çalan ve söyleyenlerin sazına, sözüne sağlık. Çok teşekkürler. 🙏

Ve en büyük teşekkürü de bu kampı düzenleyen, aylarca emek veren canım ekibe gönderiyorum Emeklerinize, yüreklerinize, azminize sağlık.

İyi ki bu kampa katılmışım, iyi ki sizleri tanımışım. Daha nice kamplarda gönül gönüle tekrar bir arada olmak dileğiyle hepinize sevgiler, selamlar.

Esra Acar/ Matematik Öğretmeni/ Kocaeli

Kamp günlüğünü yazma konusunda sona kaldım. Hayat telaşı diyelim. Hepimizin telaşları var elbette; bir de o telaşları unuttuğumuz anlar. Kış buluşması tam olarak öyle bir yerdi.

Sanki zaman orada üç gün boyunca farklı aktı. Birçok kişiye olduğu gibi bana da orada olmak iyi geldi. Tanıştığım, konuşma fırsatı bulduğum herkes bana farklı bir bakış açısı kattı.

Sevgi’nin telefonuyla başladığım bu yolculuk beni çok güzel bir yere götürdü. “İyi ki bu yola çıkmışım.” diyorum.

Yolculuğu birlikte planlama fırsatı bulduğum ekip arkadaşlarım Begüm, Sevgi, Şahin, Güneş, Efekan ve Elma’ya teşekkür ediyorum. Sizinle ekip olmak çok keyifliydi.

Kış buluşmasına katılan herkes ayrı bir rengi temsil ediyor gibiydi ve biz tüm renkler bir arada çok güzel görünüyorduk (bkz. tüm fotoğraflarımız).

Başka mevsimlerde, başka konumlarda yollarımızın tekrar kesişmesi dileğiyle… Sizleri iyi ki tanıdım.

Sevgiyle kalın…

Duygu Korkmaz/ Kolaylaştırıcı Ekip/ İstanbul

Tam bir koca yıl… En son o küçük burun operasyonundan bu yana sanki bu anı beklemiş gibi sapa sağlamdım. Ama hayatın zamanlaması işte; tam da BTB’ye üç gün kala soğuk algınlığı geldi beni buldu.

Yolculuk saatine kadar iyileşebilmek umuduyla ilaçlara sarıldım. Ama ne kadar üzerine titrediysem de yola koyulduğumda maalesef hastalığın daha o ilk, inatçı demindeydim. Yine de bir an olsun vazgeçmek, gitmemek aklımın ucundan geçmedi. Çünkü o BTB ruhunu hafızamın en canlı köşesinden tanıyordum. O ruhun şifasına güvenle, karşılıklı iyileşme hâlinin içinde, ruhum hafifledikçe bedenimin de iyileşeceğini biliyordum.

Hayatın koşturmacasında bir süredir ihmal ettiğim bağlamamı da yanıma almaya niyetlenmiştim. En son Yaz Buluşması’nda yakalamıştık böyle derin bir paylaşım anını… Ve kaderin cilvesi, o gün de ses tellerim bitkindi. “Belki oranın havası iyi gelir.” umuduyla sırtlanmıştım sazımı; ama kılıfından çıkarmaya cesaret edemeden eve geri götürmüştüm.

Şimdi tarih tekerrürü gibi; burnum kapalı, sesim hapsolmuş… Ve ben biliyordum ki tellerle birlikte sesimi de özgürce salamayacaksam o türkü benim için hep biraz yarım kalacaktı. Ama olsundu; hayat kısaydı ve kuşlar uçuyordu :)

İlk gün kendimi durmadan telkin ettim.
“Duygu, diğer günlere toparlamak için bugün erken uyu.”

Ne kadar telkin ettiysem de akşam yemeği sonrası geçmiş BTB’leri hatırladığımız, o ruhun hikâyesine kulak verip sanki sıcacık bir kucaklaşmanın içindeymişiz gibi hissettiğimiz oturumun ardından ateş başında dans, müzik ve marshmallow partisinden kendimi alamadım. Yine de kendime göre “erken” kaçmayı başarmıştım ateşin başından. Bağlamam ise benim yerime Cemal hocamın sihirli parmaklarında öğretmenlerime eşlik etti. Kim bilir neleri kaçırdım…

İkinci güne tepelerde bir damla kar aradığımız sabah yürüyüşüyle başladık. Dönüşte kahvaltımı alıp Ümmü hocamın yanına iliştim. Aramızda akan içten muhabbetten sonra o masadan kalkarken şöyle düşündüm: “İşte, Ümmü hocamla asıl şimdi tanıştık.”

Günün ilk atölyesi, hayatta problemlerin bazen de çok basit çözümleri olabileceği gerçeğiyle beni yüzleştiren sürpriz Lateral Düşünme Atölyesi’ydi. Asla unutamayacağım ve unutmak istemeyeceğim bir andı; Serpil hocamın bana bakıp “Duygu, bazen de cevap işte bu kadar basit olabilir.” dediği an…

Ardından Şahin hocamın medreselerle ilgili sunumunda denk geldiğim huzurlu ve yapıcı tartışma alanı… Kimsenin kimseye gücenmeden fikirlerini rahatça dökebildiği o açık alan. Arkasından Cansu, Cemal ve Fatma hocamın “Mesleki Yolculuk Atölyesi”… Beni en çok etkileyen kısımlardan biri sondaki teşekkür kuyusuydu. Herkesin ortaya çıkıp kendine teşekkür etmesi.

İçimi sıcacık yaptı ve herkesin teşekkürünü dinlerken o kadar keyifli hissediyordum ki en sona kaldım. Sonra kapanışa geçildiği için uzatmak istemedim. O yüzden teşekkürümü buradan edeyim kendime: Her ne ile ve nasıl geldiysen geldin, iyi ki geldin, iyi ki buradasın!

Akşam Faruk hocanın oynattığı oyunlardan aldığım keyif ise bambaşkaydı. Sayko’da Seda hocamın gösterdiği sabır, herkesin ona yardım etmeye çalışması… Bugün ikinci gün ve son gece. Saatler yaklaşıyordu. Öğretmenlerime bağlama çalacağımın sözünü verdiğim saatler…

Bir yandan heyecanlı, bir yandan sesimin düzelmeyişinden ötürü hüzünle karışık bir hâlde idim. Akşam yemeğinde tesadüfen açığa çıktı: Dilan’la meğer yıllar önce nasıl denkleşmiş yollarımız ve yıllar sonra burada…

Hayretler, gözyaşları, sevinç… Her şey birbirine geçti yemek boyunca. “Dünya gerçekten küçük.” dedik bir kere daha.

Takas pazarında da hiç bilmeden Dilan’ın getirdiği çorabı seçmişim. Yemek üstüne yine kısa bir marshmallow kaçamağından sonra 3 numaralı köşkte toplanıldı. Bağlamamın akordunu yaptım ve vakit geldi. Çok çok çok özel bir gece oldu benim için.

Bunları kelimelere dökmek nasıl mümkün olacak, kelimelerle de aramı açtığım şu zamanlarımda bilmiyorum. Bu yazıyı kaleme alırken de kelimelerle arayı açmış olmanın verdiği tereddütleydim. Burnum hava girişine kapalıyken ben nasıl o sesleri çıkarabildiğimi bilmiyorum. Sihir gibi bir şey olmuştu.

Kemal hocam Mesleki Yolculuk Atölyesi’nde “Zor zamanlarda en çok ihtiyaç duyduğum koruyucum sosyal destek; bunun yerini hiçbir şey tutmuyor.” demişti. Zannediyorum tam da böyle benim için de. Orası korunaklı, güvenli, sıcacık bir yerdi ve sesim her parça geçtikçe zorlanmasına rağmen garip bir biçimde rahatladı da.

İnanamadım. Yani fizik kurallarına aykırı bir şeyler oluyordu çünkü hiç kaygı yaşamadım, hiç gerilmedim, hiç telaşlanmadım. Kocaman bir kucak içinde sıcacık sarmalandığımı ve sımsıkı sarıldığımı hissettim. Bunca zamandır tanıdığım öğretmenlerimin böylesi bakışları, yorumları, enerjileri…

Bir ara, ben hangi türküleri çalıp söylüyordum diye hatırlamak için kılıfımdan defterimi çıkardığımda Aysun hocamın lise zamanı tuttuğum o defteri şaşkınlıkla ve övgüyle bana yeniden fark ettirmesi yine özel anlardan biriydi benim için.

Kendi defterimi daha önce hiç böyle görmemiştim. Sayesinde sevgimi, özenimi, titizliğimi, çabamı, kendimi gördüm. Neden enstrümanımla da arayı bu kadar açtım diye hayıflandım… Cemal hocamla birlikte çalıp söylediğimiz, sarıldığımız o anların videolarını kim bilir kaç tekrar izledim… İnanılmaz bir atmosferdi. Büyülüydü. Kesinlikle büyülü bir geceydi.

Birlikte yer çekimine aykırı bir faaliyet gerçekleştirdiğimize yemin edebilirim ama ispatlayamam. İyi ki varsın BTB, iyi ki varsınız canım öğretmenlerim.

Serpil Hizmetçi
Yazar

Begüm Gökmen
Yazar

Dilan Özdemir
Yazar

Mehmet Cemal Yıldız
Yazar

Gönül Kerimoğlu
Yazar

Ümmü Fidan
Yazar

Şahin Çevik
Yazar

Murat Çıtır
Yazar

Güneş Derinalp
Yazar

Kemal Altunboğa
Yazar

Merve Deniz Sevinç
Yazar

Hasan Serhan Hız
Yazar

Fatma Ersöz
Yazar

Dilan Yaşarul
Yazar

Faruk Emre Yılmaz
Yazar

Sevgi Hazar
Yazar

Cem Ali Hamurcu
Yazar

Esen Cansu Öztürk
Yazar

Sinan Rençberoğlu
Yazar

Eda Şenol
Yazar

Esra Acar
Yazar

Duygu Korkmaz
Yazar

FAVORİLERE EKLE
EKLENDİ